19 Haziran 2012 Salı

ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ : AMA NASIL?


Üniversite sanayi işbirliğini duymayan yoktur, üniversite bilgilerini sanayi de tecrübelerini paylaşarak bir sinerji oluşturacak ve bundan herkes karlı çıkacaktır. Bir zamanların meşhur prensibi kazan-kazan (win-win) durumuna ne de uygun bir durum değil mi? Mantığa biraz sığmasa bile herkes kazanacak, en azından bu karlı işbirliğinin tarafı olanlar kazanacak diğerleri kaybedebilir.

Efendim Üniversite-Sanayi işbirliği aslında Üniversite-Şehir işbirliğinin bir alt kümesini oluşturur. Şehirle münasebeti yoksa üniversitenin muhtemelen sanayi ile de olmayacaktır. Mahallenin bakkalını, fırınını, lokantasını, çay evini bilmiyorsa üniversite unutun siz işbirliği ve herkesin kazandığı o senaryoları. Şehir ve üniversite muhabbet kuramamışsa, şehrin geleceğini önemseyemiyorsa üniversite işbirliği neden olsun ki? Üniversite sanayiyi küçümsüyor ve sanayi üniversite hocalarının bilgisini yetersiz görüyorsa ne olabilir ki, ne yapılabilir ki…

Ortaklık anlamında sıklıkla karşımıza çıkan şöyle bir durum var. Sanayiden birileri halledemediği bir problemin çözümü için üniversiteye gelir. Eğer prensipte anlaşma sağlanırsa en azından danışmanlık ilişkisi kurulur ve çalışma başlar. Çalışmanın başında hoca “ben danışmanım, işin mutfağına girmem sadece uzmanlığım ile size yardımcı olurum” dese bile ona hiç de az para vermeyen sanayici “hocam şu işi de sen yapsan” diye onu kendi elemanı gibi görmeye başlar. İşte orda bir şeyler kopar, ya iş birliği kopar, ya kıyamet kopar ama işler rayından çıkar, belki de raya yeniden girmemek üzere. Bu duruma neden gelinmiştir muhtemelen hoca işin mutfağında bulunmayı sindiremez (ve olmamalıdır da) sanayici ise uzmanlığından yeterince faydalanamadığı (kendilerden veya hocadan kaynaklanan sebeplerle) böyle bir yola tevessül eder. Kısacası Üniversite-Sanayi işbirliğinin küçük bir aşaması olan danışmanlık ilişkisinde bile aşılması gereken, öğrenilmesi gereken şeyler vardır. Galiba üniversite ile sanayiyi vali gibi birilerinin uygun zeminde buluşturması gerekiyor.

Sivas örneğini düşünüyorum da şehir ile üniversite arasında sadece bir köprü var, bu köprü aşılabildikten sonra fazla değil sadece on dakikalık bir mesafede üniversite sanayi ile buluşabilir. Fakat fiziksel mesafelerden daha uzunu sanırım fiziksel olmayan mesafeler, anlayış ve yaklaşım mesafeleri gibi. Aslında Vali bey şehirde bulunan sanayiciye (bunlara esnaf dahil) danışman konusunu zorunlu tutacak, aynı zamanda üniversite de danışmanlık konusunda istekli olacak. Her kuruluşa ilgili bir hoca atanacak. Eğer kuruluş çoksa bir hocaya birden fazla kuruluş atanabilir. Sanayici danışmanı sırtında bir kambur olarak görmeyecek. Gerekirse danışmanlık ücretlerini devlet destekleyecek ve bu ücretler de çok fazla olmayacak. Üniversite bilgi ve görgüsü ile şehrin sanayi ve ticari hayatına şekil verecek sanayi ise öğrencilere staj ve burs başta olmak üzere onlara yardımcı olacak. Bu işbirliği ile ilişkili TÜBİTAK destekleri araştırılıp şehre Ar-Ge yetenekleri kazandırılacak.

Sivas’a ilk geldiğimde üniversite öğrencilerinin bazı okullarda ders verdiğini ilk gördüğümde heyecanlanmıştım. Çok güzel bir proje bu. Önerdiğimiz işbirliği ile bu türden çalışmalar artarak devam etmeli. Sadece sanayici ve ticaret erbabı ile değil üniversitenin valilik, belediye ve devlete ait bütün kurumlar ile de benzer bir ilişkisi olmalı. Üniversite özellikle eğitim anlamında şehre katma değer kazandırmalı. Şehir de üniversiteye daha fazla destek vererek Kayseri örneğinde olduğu gibi üniversitesini büyütmeli. Bu ilişkinin sonunda ne olur: barışık bir üniversite-şehir ikilisi ortaya çıkar, şehre bir heyecan gelir, öğrenci mutlu, hoca mutlu, şehir mutlu olur, bakış açıları düzelir, bütün iller için önemli bir örnek ortaya çıkar, bu ilişki rahatlıkla bir kalkınma projesi halini alabilir.

Nereden başlamak lazım. Tabi ki envanter çalışması ile başlamak lazım. Kimin elinde ne kaynaklar var. En büyük kaynak yetişmiş ve eğitimli eleman olduğuna göre birinci sırada eleman envanteri olmalı. Ardından sırayla şehrin sanayi ve ticaret envanteri ortaya konmalı ve bütün envanter çalışmalarının ardından eşleştirmeler aşamasına geçilmeli. Bu eşleştirmeler kriterlere uygunluk ve tercih esasına göre rahatlıkla yapılabilir.

Bu mini rehber Sivas örneğinde uygulanarak pilot çalışma başlatılabilir. Diğer iller bu örneği gördükçe uygulamak isteyecek olup Sivas bu konuda bilinen ve tanınan bir yer olacaktır. Birçok faydası olabilecek bu çalışma için sadece yetkililerin desteği ve işi yürütecek kişilerin yetkilerle donatılması gerekiyor.

Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniversitesi
Mühendislik Fak. Öğretim Üyesi          

3 Haziran 2012 Pazar

Kadir Dayıma Son Görev ve Telinde Bir Gün


Dünün yorgunuydum sabah uyanmaya çalışırken fakat görev bilinciyle olsa gerek kendimi biraz da zorlayarak saat 07:30’da kalktım sıcacık yataktan.  Dün gece üçte yatabilmiştim ancak, uzun ve yorucu Yozgat yolculuğundan dolayı…

Kalktım, hazırlandım, hatta okula kadar gittim fakat göreve gecikmiştim bunca çabaya rağmen. Bina sınav sorumlusu “görevinizi başkasına verdik” deyince durmama gerek kalmadı. Gidişte hızıma inat tembelce dönüş yoluna düştüm. Ailemde yorgundu benim gibi, hala uyanmadıklarını düşünerek Sivas’ımızın mesire yerlerinden Aksu'da yer alan, evime de yakın olan Aksu Cafe’ye gittim. Mütevazi bir kahvaltı yapacaktım aslında ama en mütevazi kahvaltı kahvaltı tabağından başlıyormuş. Açık büfe hizmeti de varmış fakat en az iki kişi olmak gerekiyormuş vesselam. Kahvaltıdan aklımda kalan iki bardak çay oldu, uykulu vaziyette kahvaltının da tadı olmuyormuş.

Aksu Cafe Giriş Kapısı

Eve döndüğümde eşim uyanmıştı. Belki de sabah gelen telefonla uyandı. “Hidayet duydun mu?” deyince “eyvah” dedim yine birine bir şey oldu. Merakla bakınca “Kadir amca vefat etmiş”. Eşimin kadir amca dediği kişi benim sevdiğim Kadir Dayım idi. Eşimin akrabalığına göre amcası benim akrabalığıma göre ise dayım olurdu rahmetli. Nasıl olmuş, ne zaman olmuş muhabbeti arasında bir taraftan da kesik kesik görüntüler şeklinde zihnimde beliren kareler. Karelerden kiminde “güler yüzlü, ak sakallı bir dede” kiminde “evladıyla ve bütün gençlerle yakından ilgilenen bir baba” kiminde ise “köyün en akıllı adamı bu olmalı” dediren oldukça düzgün konuşan bir amca, dayı… ölünün arkasından derler ya “nasıl bilirdiniz?” bu sorunun cevabı bende çok netti, laf olsun diye değil gerçekten inanarak ve şeddeli şekilde “iyi bilirdim” oldu. İyi bilirdik Allah’ım rahmetliyi, ben kişisel olarak Kadir Dayım’dan incinme ne kelime her zaman sevgi gördüm Allah şahittir…

Rahmetli Kadir Takcı (Kadir Dayımız)

Tam o sırada, akrabalık ilişkilerine önem veren Sami Ağabey aradı “Hidayet cenazeye gitmeyi düşünüyorum arkadaş olur musunuz?” ben memnuniyetle kabul ettim bu güzel teklifi. Yola çıktığımızda amca oğlum İsmail ile birlikte tam üç kişiydik. Hoş bir yolculuğun ardından ancak mezarlıktaki merasime yetişebildik. Vardığımızda cenaze cemaati henüz toplanmaktaydı. Varışımız ile namaz arasında sadece on dakikalık bir süre geçmiş olmasına rağmen birisi de değerli Abdurrahman Kaynarpınar hocam olmak üzere epeyce bir tanıdık görmüştük. İnsanın köyünde olması böyle bir şey galiba. Ölen tanıdık, imam tanıdık, cemaat tanıdık, sağındaki tanıdık, solundaki tanıdık, öndeki, arkadaki. Hatta önemli bir kısmı akraba… namazında bulunabildik şükürler olsun Kadir Dayımın, görevimizi yaptık. Sadece bir akraba olarak değil aynı zamanda din kardeşi olarak. Namazdan sonra cenaze ağır ağır mezarlığa doğru ilerlerken hem Duran Hoca’mı hem de değerli ve kadim dostum olan oğlu Ender Şahinaslan beyi, Babamı, Amcalarımı, Dayımı, Komşularımı, Naci  Toprak ve Abdurrahman Engin ağabeyi, Abdullah Kara ve Enver Takcı amcaları, üniversite yıllarımda bana burs veren Abdullah Toprak ve Bilal Toprak ağabeyi, Ali dayımı, Belediye reisini, köylümü, gurbetten gelenleri, uzun zamandır göremediğim sınıf arkadaşlarımı vesselam…

Suçatı Kasabası (Telin) Mezarlığı

Mezarlıktaki törenin ardından cemaatle birlikte biz de dağıldık. Adettir mezarlıktan sonra ölü evine gidilir. Mezarlık çıkışı biz de ölü evine doğru yola çıktık. Yolda, cenazesinde bulunamadığımız Hüseyin Durdu amcanın evinin önünden geçerken inip baş sağlığı dilemek istedik ve aynı zamanda teyzemiz olan Zeynep Durdu’nun yanına uğradık. Rahmetlinin sağlık zamanlarından ve son anlarından, çocuklardan ve diğer meselelerden bahsederek yarım saat kadar oturduk ve oradan kalkarak Kadir Dayımızın evine gittik. Mezarlıkta bulunan cemaatin en az yarısı orada idi. Ölü evinde verilen yemeği yemekteydiler. Ayak üstü sohbetin ardından biz de yemeğe geçtik ve rahmetlinin canı için verilen yemekten yedik. Duamızı ettik. Ancak ölümlerde ve düğünlerde bir araya gelebildiğimiz için hemen yemekten sonra ayrılmayıp biraz sohbet daha edelim istedik. Suçatı’daki TOKİ konutları, Kanalın suyu ve birkaç konu daha konuştuk. TOKİ’de 300 rakamına ramak kalmış. Özellikle Gürün’ün köylerinden çok talep olmuş; Karahisar köyünden, Eskihamal köyünden ve gurbetçilerden çokça talep varmış, maşallah. Kanalın suyu konusunda ise yine suyun kaynağında balık çiftliklerine fazla su tutulduğu için kimi zaman kanala su bırakılmadığı ve bu sebeple meşhur telin bağ ve bahçelerin kuruduğu söylendi. Koskoca kasabanın bu soruna hala kalıcı bir çözüm bulamayışı birlik olamayışına bağlı olabilir diye düşünüyorum ve inşallah bu sene bu sorunun kalıcı olarak çözümlenmesini ümit ediyorum. Vazife bize düşer, elimizde yetki olursa da sonuna kadar kasabanın bu haklı davasında tarafında yer alırız inşallah.

Abdurrahman Engin, Ben, Abdullah Kara,Enver Takcı (soldan sağa)

Sohbetin bitiminde kasabanın belki en güzel yerinde yer alan bacanağımın evine gittik. Orada da farklı içerikte sohbet ettik, bacanak ihtiyacından dolayı iki tane danasını satıyormuş tesadüf biz oradayken alışveriş yapıldı. Tanesi bin liradan iki güzel danasını verdi bacanak, inşallah yenilerini alır. Çok fazla takılmadan oradan yaylamıza gittik. Mevsimden olacak yaylamız yeşil kıyafetleri arasında en güzel tondaki kıyafetini giyinmişti. Doyası baktık, çağla yedik, gezdik. Adalet teyzemin çayır çimen arasına serdiği yer sofrasında piknik tadında bir kahvaltı yaptık. Vallahi sabahki kahvaltıdan çok daha iyi geldi bana. Peynir, tereyağı ve ekmek, üstüne süper bir çay. Allah razı olsun, o kahvaltının hak ettiği hakkın rızası…
Yayladaki Evimiz (Kemal Takcı'nın Evi)

Oradan çıkışta babamın yanına uğradık. Sağolsun babam Münife’nin de desteği ile bahçemizi çiçek gibi yapmış. Yaptıklarını erinmeden gezdirip gösterdi. Gereken teşekkürü memnuniyetle belirttim kendine. Nasip olursa bende gelip yardım edeceğim dedim. İnşallah bende bir şeyler yapmak istiyorum. Güzel sohbetin ardından dönüş yoluna girdik, dönüş yolunda mevsim yiyeceği olan yeşil kengerden yülüme kestik, unuttuğumuz bir lezzeti yaşadık. İnsanlara olduğu gibi tatlara da hasret kalmışız gurbette geçen yıllarımızda.

Sivas’a dönmeden önceki son durak Avukat Zeynel Takcı’nın evi oldu. Yine tavşan kanı bir çay ile memleket ziyaretimizi sonlandırarak, dolu dolu geçmiş bir günün ardından huzurla Sivas’a döndük… Mekanın cennet olsun Kadir Dayı…