16 Kasım 2012 Cuma

HACKER veya daha kötüsü CRACKER


Gözünü sevdiğimin bilim ve teknolojisi genellikle iyi olanı hedefler ama bilim ve teknoloji kötü insanın eline düşünce işte o zaman başlar bütün kötülükler. Kötülerde aslında bir zamanlar daha kötünün eline düştükleri için doğduklarında sahip oldukları fıtri iyilikleri kaybetmiştir ama ezelden kalan iyilikleri anmanın vakti çoktan geçmiştir onlar için. Sistemlerini çoktan kaybetmiş ve içlerine giren kötü ruhların adamı olmuşlardır onlar.

Bilişimle yatıp bilişimle kalktığımız şu günlerde kötüye ve kötülüğe bir de bilişim açısından bakmakta fayda var galiba. Hepinizin malumudur bilişim alanının kötüsü hacker olarak bildiğimiz ama aslında cracker olan kişilerdir. Yani, sizden izinsiz olarak sizin olana el uzatan, deyim yerindeyse mahrem alanınıza giren, tecavüz eden, zarar veren ve bundan genellikle haz duyan tipler. Aslında şu an pek doğru kullanılmasa da hacker kötü niyetli olmayıp aslında sisteminizdeki kusurları size bildiren fakat zarar vermeyen kişileri ifade eder. Cracker ise sisteminize giren, üstüne üstelik bir de zarar veren kişileri ifade ediyor. Çinde idam edilen tipler aslında cracker olarak tanımlayabileceğimiz tipler.

Hacker veya cracker bir sisteme nasıl giriyor? Nasıl edip de başarılı operasyonlar yapıyor ve neden yapıyor bu hastaca işleri hızlı bir bakış atalım.

Her sistemin aslında açık kapıları vardır. Bu açık kapılar bazen bilinçli olarak bırakılır. Örneğin bilgisayarının şifresini sıklıkla kaybeden insanlar bilgisayarlarını yeniden kullanabilsin diye bütün bilgisayarları açmakta kullanılan şifreler vardı. Bu şifreler kötü niyetli kişilerin eline geçene kadar önemli bir ihtiyacı gideriyordu, ne zaman ki bu şifreler olmaması gereken kişilerin eline geçti o zaman işte mertlik bozuldu. Daha anlaşılır şekilde ifade etmek gerekirse; siz bir bina yapıyorsunuz, yangın merdiveni koyuyorsunuz binaya acil çıkışlar için fakat bunu hırsızlar kullanıyor. Veya günümüze gelecek olursak; kişilerin e-mail şifrelerini kırılıyor, ondan sonra onurunu kırıcı şekilde hesabına giriliyor ve hesabındaki özel her şeyi ele geçiriliyor. Ondan sonrası saldırgan efendinin insafına kalmış.

Hacker veya cracker olarak kişilere zarar veren insancıklar aslında bütün insanlığa karşı bir suç işliyor, insan hakkı ihlali suçu. Bazı ülkelerde bu suçun karşılığı çok ağır, memleketimizde ise yavaş yavaş olması gereken ceza verilmeye başlandı.

Kişilerin hesabına girmek veya bilgisayar sistemlerine zarar vermek için çeşitli motivasyonlar var. En önemli motivasyon ise intikam. Bir şekilde kendine düşman hissettiği kişiye insanlar zarar vermeye çalışıyor. Kimileri kendilerini ispat için bunu yapıyor. Ne kadar bilgili olduğunun ispatı oluyor bu. Kimileri banka hesaplarına girerek hesabına para geçiriyor. Bazıları tehdit ve şantaj amaçlı yapıyor bu işleri. Neresinden bakılırsa bakılsın yasal olmayan bir yöntemden kazanç ümidiyle yapılıyor bu işler.

Malumunuz yıllardır bir kısım insanlar bıkmadan usanmadan virüs, trojan, worm v.s. yazıyor, dağıtıyor antivirüs yazılımları ise bunlarla mücadele ediyor. Yani iyilerle kötülerin mücadelesi insanlığın başlangıcından bugüne devam ediyor, insanlığın sonuna kadar da devam edecek. Eğer iyiler olmasa inanın dünya şu an yaşanılır bir yer olmazdı, belki bugün de çok sorunlar var ama çok daha fazla olurdu duyarlı insanlar olmasaydı.

Hacker ve cracker olmaya devam edecek bundan sonra da, diğer suçlular gibi. Bizler ise her platformda; bilimsel, mühendislik ve toplumsal açıdan onlarla mücadele edeceğiz ve etmeliyiz de. Bu türden insanlara karşı yapılacak en son iş korkup sinmektir, dolayısıyla bilinç ve kararlılıkla mücadele etmek ve en az onlar kadar cesur olmak zorundayız.

Mesele ciddidir, lütfen dikkate alınız.     

3 Kasım 2012 Cumartesi

ÜNİVERSİTENİN İTİBARI


Çocuğu dershaneye götürdükten sonra uzandım Selçuklu çay bahçesine ve kapalı bölümde bir çay sipariş ettim yanında poğaça ile birlikte. Poğaçayı elimle bölüp bölüp, çayı yudum yudum çekerek götürürken bir baktım amcanın biri almış sazı eline ve bir yerlere verip veriştiriyor. Verip veriştirdikleri arasında üniversiteler olmasa sanırım kulak bile kabartmayacaktım –çünkü öylelerinden her yerde o kadar çok ki- ama algıda seçicilik üniversitelere veriştirmeye başlayınca çaktırmadan başladım dinlemeye. Eğer dinlediğimi belli etseydim daha bir heyecan ile saçmalar ve saçmalamasına ben yataklık etmiş olurdum.

Çok bilmiş amca neler anlatmıyordu ki; hiçbir üniversitemizin dünya klasmanında yer almadığından tutun da üniversitelerin öğrencilere hiçbir şey veremediğine kadar. Ara sıra da gene de okumak güzel şey diye sıkıştırmaları da kendini haklı çıkarma çabası gibiydi. Yanındaki onu destekliyor, bizim amca attıkça atıyordu. Yine müzmin bir hastalıktı amcanınki; kötü örnekler üzerinden bütünü harcamak. Bazı hatalardan dolayı bütün üniversiteleri harcıyordu. Yanındaki amcanın öğrencinin kendinde olacak, öğrenci kendini yetiştirdi yetiştirdi yoksa hocaların bir şey yaptığı yok. El insaf ki ne insaf. O hiç beğenmedikleri üniversitelerin bir mensubu olarak inanın terbiyemden onlara cevap bile vermedim. Cevap versem mutlaka onların da çok değerli cevapları olacaktı çünkü.

Değerli dostlar, memleketimizde, belki de bütün dünyada son zamanlarda acımasızca yapılan bir şey var; İTİBARSIZLAŞTIRMA. İnsanlar kavgalı oldukları kurum ve kuruluşları bir dillerine doladılar mı Allah yardım etsin o kurum ve kuruluşlara. Bir zamanlar bilge özelliklere sahip bir dedemizin çok güzel bir sözü vardı, derdi ki “Oğul, hiçbir topluluğu kökten kötülemeyin, mutlaka içinde iyiler vardır”, bu sözün tersi de doğru. Fakat, kolay geldiği için hemen herkes genelleştirmelerle işin kolayına kaçıyor ve ondan sonra iletişim uçurumları açılıyor da açılıyor. Diyalog sadece kelime olarak kalıyor. Vatandaş ile üniversite, bazen de vatandaş ile başka bir kurum birbirine düşman oluveriyor. İyi ama o kurumlarda yer alanlar da bu memleketin bir bireyi değil mi. Eleştirisi sıklıkla yapılan kurumlarda herkesin ama herkesin bir parçası yok mu, var tabi ki, iyi o zaman dert ne? Dert şu, insanlar yerine göre kendi nefsinden başka demek ki kimseyi düşünmüyor ve beğenmiyor. Kendileri dev aynasında gören tipler herkesi de küçük aynalarda görüyor. Çukur ve tümsek aynalar konusuna bakınız J

Sevgili dostlar, şimdi hep birlikte bir mahalle düşünelim. Özellikle de modern dünyanın bir sonucu olarak mahalledeki kişilerin hiçbiri diğerini tanımıyor. Hatta bazen aynı apartmandaki komşularımızı bile tanımıyoruz. Mahallemizden birisi tutsa hırsızlık yapsa bütün mahalle hırsız sayılabilir mi? Ayrıca başkasının mahallesinde sorun varsa bizim mahallemizde de olabilir. Yok birbirimizden farkımız yani.

Bu memleketin üniversitelerini eleştirenlere soruyorum memleketin her kurumu ve her işi dört dörtlükte tek sorun üniversitelerde mi. Ayrıca siz hocaların akademik çalışmaların için neler yaptığını biliyor musunuz? Uykusuz geceler ve hatta yıllar geçiren akademisyenlerden haberiniz var mı? O beğenmediğiniz ülkenin üniversiteleri dünyada yapılmayan nice işleri yapıyor, madem çok biliyorsunuz, bunları görmediniz mi? Bütün üniversiteleri tek tek gezip, tek tek hocaların derslerine girdiniz mi? Üniversiteye giden ve üniversiteye gitmeyen iki kişiyi karşınıza alıp her yönüyle hiç değerlendirdiniz mi? Yoksa; bir zamanlar gitmeye çalışıp da gidemediğiniz bir üniversite mi oldu. Madem çok biliyorsunuz buyurun bir çay içelim ve işimizi bize öğretin. Ha bu arada biz akademisyenlerin anlatacaklarını dinleyecek kadar sabrınız varsa gelin olur mu…