ANNEM...


Yıllar önceydi, babam hakkında bir yazı kaleme aldıktan sonra niyetlenmiş fakat cesaret edememiştim annem hakkında yazmaya. İnanması zor gelebilir ama annemi anlatır da bir yerleri eksik bırakır ve annemi eksik bıraktıklarım için üzerim diye yazamamıştım. Cesaretim yettiğinde yazacaktım… ama şimdi hem cesaretim her zamankinden düşük, hem daha yalnızım hem de yazıyorum. Vefatının bana verdiği derin teessür ile yazıyorum. Duygularımı yazıya dökerek hafifletmek için yazıyorum. Bir evladın annesine bir görevi olarak yazıyorum…

Herkesin annesi kendine ne kadar özel ve kıymetli ise benimki de bana özel ve bir o kadar da değerli. Siması simama benzeyen annem benim. Küçük bir çocukken “Kimin oğlusun” diye sormaya bile gerek duymadan annemi tanıyan herkes bana “sen Latife’nin oğlusun değil mi” derlerdi. Bunu her seferinde gelir anneme anlatırdım ve annem mutlu olurdu, kim mutlu olmaz ki evladının kendine benzemesinden.

Annemle yayla yolculuklarımız da meşhurdur. Annem yaylaya çalışmaya giderken, yayladan kasabaya dönerken genellikle merkep ile yolculuk yapar, yanına da küçük bey olarak beni alırdı. Benden büyük iki kardeşim ve benden küçük iki kardeşim kız olunca ben yıllarca annemin yol arkadaşı oldum. İyi bir sürücü olan annem ile yıllarca o yollarda birlikte gittik geldik. Diğer kardeşlerimden şanslı olduğum bir konudur annemin sıcaklığı ve güveni ile o yollarda yolculuk yapmak.

Yine hiç unutmam 12 yaş civarında artık yayla yollarında tek başına gidip gelmeye başlamıştım. (afedersiniz) merkebe yüklenen odun, ot ne olursa ben o yükü yayladan alır kasabaya götürürdüm. Annem ise yükü çoğu zaman tek başına yükler, beni tembihler ve yolculardı. Her telin yolculuğu benim için gurbetti, daha o yıllarda hemen her gün gurbeti yaşar ve yollarda hüzünlenerek gider gelirdim. O yıllar, canım annemin belki en kuvvetli olduğu yıllardı. Bahçeye koşarak gider, yine bahçeden koşarak gelirdi.

Hem evimizin önüne seki yapar, nane, reyhan, birçok çeşit çiçek diker hem de bahçelerimizin hepsine; fasulye, patates, soğan, salatalık, domates, kimi zaman nohut, karpuz, v.s. dikerdi. Nasıl dikmesin ki, evde irili ufaklı sekiz on çocuk sadece bir inşaat ustasının bilek gücü ile geçinemez ki. Annem önümüzde olur biz ise onu yarım yamalak desteklerdik. Babam da çok çalışkan bir insandı muhakkak ama el işine gitmekten ev işine fırsatı olmazdı ki adamın.

Anneme yardım etmeye kendimi öyle kaptırmıştım ki ortaokul sonunda sınava girerken (çocukça) tek düşüncem “ben okula gidersem anneme babama kim yardım eder” idi. O kaygılar içerisinde, biraz da tembellik ile okul sonu sınavlarında başarısız oldum. İnanması zor gelebilir ama başaramadığım için sevindiğim nadir olaylardan biridir. Annem ile çalışma zevki böyle bir şeydi işte.

Her anne bir miktar evladının arkadaşıdır muhakkak ama biz daha iyi arkadaştık, Allah biliyor. Annemin geçmişe dair anlattıklarını her seferinde pür dikkat dinler ve kendimce çıkarsamalarda bulunurdum. Çocuk aklımla kim daha güvenilir kim daha güvenilmez konusunu düşünür dururdum. Rahmetli Sultan ebemin yaşam öyküsü çok içli gelirdi her daim. Ayrıca, yıllarca yatakta hasta yatan dedem ve annem ile teyzelerimin çileli hayatı beni derinden üzerdi. Annemin çocuk yaşta gelin olması, bebesinin ölümü ve ona üzülmesi beni de çok fazla etkilerdi.

Annem benim, her zaman üzecek değil ya, kimi zaman gerçek hayatın komik yanlarını, kimi zaman ise işittiği fıkraları bizimle paylaşırdı.

Annemin beni motive eden yönü de takdire şayandır. İlkokul yıllarında oldukça vasat bir öğrenci olan ben’i ortaokul yıllarında adam etmiştir onun yönlendirmesi. Hiç unutmam ortaokul birinci sınıftayım, sülalemizin değerli eğitimcilerinden İbrahim öğretmen bir gün bize geldi. Anneme beni şikâyet etti. “Hidayet’in kafası çalışıyor kendi çalışmıyor” dedi. Bana sordular “Hiç zayıf dersin var mı” “Yok” “Pekiyi Teşekkür alabiliyor musun” “Yok” deyince “bre akılsız” dediler “biraz çalışsan teşekkür alırsın”. Bu motivasyon ve annemin her daim desteği ile doktora eğitimim bitene kadar ve hatta hala ders çalışıyorum, hem de günlük. Demek ki annelere çok iş düşüyor, yeter ki yaklaşmasını bilsinler evlatlarına.

Yıllar birbirini kovaladı ve zaman geldi çattı ben Üniversite’yi kazandım. O zaman telefon yok mektup var. Okuması olan ama yazması iyi olmayan annem kardeşlerime defalarca mektup yazdırarak bizi gurbet ellerde yalnız bırakmadı, ayrıca motivasyonları hiç eksik olmadı.

Evlilik çağımız geldiğinde bir karar vermemiz gerekiyordu, kime danışacağım, tabiî ki anneme. Annem ile uzun uzun konuşmalarımızın sonrasında amca kızında karar kıldık. Annemin onay verdiği birisi ile evlenerek annemi sanırım o konuda da mahcup etmedim. Annem de doğru seçim konusunda sağ olsun bana destek oldu.

Evet, her başım sıkıştığında aradığım annem yok artık, her engelde arkamdan itekleyen gücüm de yok, ama rüyalarımız ne güne duruyor. İnşallah rüyalarımızda sohbete devam edeceğiz. Telin benim için artık daha değerli çünkü annem orada yatıyor. Ve bir karar verirken annem olsa şöyle isterdi diyerek karar verecek ve yine ortak karar vermeye devam edeceğiz.

Anacığım, mekanın cennet olsun, bize en güzel şekilde anlattığın cennetlerde konakla inşallah. Kabrin cennet bahçelerinden bir bahçe olur inşallah. Seni seviyoruz, bu can bu bedende olduğu müddetçe her duamızda ilk sırada sen olacaksın anne. Hatalar yaptıysak ne olur affet bizi…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜRÜN MESLEK YÜKSEKOKULU

GÜRÜN MESLEK YÜKSEKOKULU HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Bilgisayar Mühendislerine ve Bilgisayar Mühendisi Olacaklara Tavsiyeler