16 Kasım 2016 Çarşamba

SİVAS BİLİŞİM AKADEMİSİ

Seyrek şekilde yazmaya çalıştığım fakat sıkı şekilde takip ettiğim Sivas Postası gazetesinde özellikle de ilgimi çeken bir haber veya yazı varsa titizlikle okur ve üzerine düşünürüm. Böylesi bir yazıyı yine gördüm ve yazmak istedim. Konu tam bizim konumuz yani BİLİŞİM. Nasıl bizim olmasın ki aklımızın yetmeye başladığı 90’lı yılların başından bu yana eğitimini aldığımız, eğitimini verdiğimiz, araştırmasını yaptığımız, kafa yorduğumuz, ürün verdiğimiz ve mezara kadar da üzerinde çalışacağımız bir konu bilişim. Bizi bu kadar heyecanlandıran başlık ise Sivas’a Bilişim Akademisi kurulması yönündeki yönlendirici haber. İzninizle konuyu hafif detaya girerek açmak isterim.

Bilişim veya diğer ifadesiyle bilgi ve iletişim üçüncü sanayi devriminin sonuna dördüncü sanayi devriminin de başlangıcına şahitlik eden belki de dördüncü sanayi devrimini hazırlayan en önemli güç. Artık dünyanın global bir köye dönüşmesi olayın boyutunu anlatmaya yetmiyor bilişim için daha çarpıcı örneklere ihtiyaç var, yapay dokular gibi, giyilebilir robotlar gibi, kendi kendini tamir eden malzemeler gibi. Hava durumunda yüzde yüze varan oranlarda yapılan doğru tahminler, hedefini tam doğrulukla bulan güdümlü füzeler, eklemeli imalat sayesinde ortaya konan üç boyutlu yazıcılar ve onların çıktıları. Savaş devam ederken duruma uygun olarak yapılacak üretim. Genom projesi, yüz nakli bile henüz yapılmaya başlanmışken kafa nakli ve diğerleri. Bilişim dediğimiz alanın sınırlarını çizmeye çalışırken yaşadığımız problem ve aslında sınırsızlığını çizmek zorunda kalışımız. Sivas’a bilişim akademisi başlığından bunlar çıkar mı? Evet ve tabi ki. Bununla birlikte bazılarının civcivler için ufak atmamı rica edişini duyar gibiyim. Tamam ufak gideyim. Bizim gibi fanilerin yapabilecekleri kadarından gideyim mesela. Uzaktan kumandalı araçlar yapabiliriz. Dronlar yapıp uçurabilir ve onlardan bilgi alıp kullanabiliriz. Dehşet bilişim sistemleri tasarlayabiliriz. Veritabanı tasarımını sanatkar gibi yapabiliriz. Kod yazarız. Big data projelerine aklımız erer. Veriyi alır sektirir sektirir ve ilk sektirmede bilgi ikinci sektirmede anlamlı bilgi yani hikmete yaklaşırız alimallah.

İşin esprisi bir yana. Yapamayacaklarımızı saysak o da tonlarca eder ama yapabileceklerimiz de şaka değil tonlarca eder. Bilişimin gittiği yerden haberimiz var mı? Elbette. Gittiği yere biz de gidebilir miyiz? Gitmeye çalışıyoruz zaten. Mevcut durum nedir? İç güveyisinden hallice. Neden mi? Çünkü, bizzat kendi bölümüm üzerinden gitmem gerekirse elimizdeki öğretim elemanı kadrosu ile ancak ders verebilecek durumdayız, ders yükü yoğunluğumuzdan. Vakit kalırsa da akademik çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Ya bilişim akademisi. Bilişim akademisi için ders yükümüzün daha az olması ve akademik olarak da en azından doçent olmamız lazım. Bizden başka bölüm yok mu? Olmaz mı fakat onların da benzer sorunları var mutlaka. Çözüm?

Sivas’a bilişim akademisi kurulabilir. Bununla birlikte başarılı olabilmesi için;
  • -    Şehrin böyle bir vizyonu olmalı ve sıkı şekilde bu vizyon şehrin idarecileri tarafından sahiplenilmelidir (valiler değişse bile belediye başkanları değişse bile sürdürülmelidir),
  • -          Gençleri eğitmek üzere tek işi bilişim akademisinde çalışmak olan sağlam bir ekip kurulmalıdır,  
  • -          İhtiyaç halinde üniversiteden hocalar sadece kendi uzmanlık alanlarında danışmanlık hizmeti vermelidir, uzman olunmayan bir konu varsa başka üniversitelerden destek alınmalıdır. Her konunun uzmanı tek bir üniversitede bulunamaz zaten,
  • -          Verilecek eğitim seviye seviye olmalı ve eğitim verilecek öğrenciler mutlaka seçilerek alınmalıdır,
  • -          Alınan eğitim sonunda Sivas’ta veya başka bir yerde kişiler iş sahibi olabilmelidir. O yetkinlikte eğitimler verilmelidir,
  • -          Profesyonel eğitimler konusunda isme takılmak yerine gerçekten iyi eğitim veren kurumlara dikkat edilmeli ve onlardan alınmalıdır,
  • -          Şehrin idarecileri şehirle ilgili gelecek planlarına mutlaka bilişim konusunu almalıdır.

Bunları artırmak mümkün, iş hele bir ciddileşsin rapor bile yazarız J

Bazı işler ciddiyet ister, bize çağı yakalatacak ve Sivas gibi yazılım yapmaya uygun (8 ay kış olduğu için diyorum) bir şehirde yazılım alanında iyi bir noktaya gelebilmek için fazlaca emek vermemiz lazım.

Sözün özü ise şudur. Sivas’a bilişim akademisi tabi ki olur ama sadece oldu da bitti maşallah için değil de gerçekten iyi bir iş olması için yapalım. Bu sebeple de olaya bakış açımızı mümkün mertebe derinleştirerek gidelim ve çok ciddi ön çalışmalar yapalım hep birlikte…

Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
htakci@cumhuriyet.edu.tr

1 Temmuz 2016 Cuma

Bilgisayar Mühendislerine ve Bilgisayar Mühendisi Olacaklara Tavsiyeler

Böyle bir yazı için 19 yıl beklemedim tabi fakat 19 yıl boyunca mesleğin çeşitli aşamalarında görev yaparken gördüklerim, tecrübe ettiklerim bende böyle bir yazı yazma isteği uyandırdı. Hep kod yazacak değiliz ya bazen de sosyal içerikli şeyler yazmak lazım değil mi? Bu arada yazının özellikle kimleri ilgilendirdiğini de ifade etmeme müsaade edin lütfen. Bu yazı; özellikle de lisans eğitimini bu alanda yapmış kişileri ilgilendirir. Böyle bir tercihte bulunmamın nedeni benim tecrübelerim o yönde olduğu için başka da bir sebebi yok.  

Bilgisayar mühendisliği tesadüfen kazanılsa dahi tesadüfen başarılabilecek bir bölüm değildir. Diğer alanlarda asla göremeyeceğiniz mantık örgülerine şahit olur ve ciddi şekilde zorlanırsınız. Rahat şekilde eğitim alabilmek için temel iki konu: alana ait yetenekleriniz olmalı ve bu yetenekleriniz ilgi ile sevgi ile desteklenmeli. Diğer türlü ilk engelde - ki bu engel genellikle ilk dönem sizi karşılar – takılır ve daha işin başında kopuş yaşayabilirsiniz.

Hiçbir bölümün ezber ile başarılabileceğini düşünmüyorum ama diğerleri nispeten olsa dahi bilgisayar mühendisliği asla ve asla ezber ile başarılamaz. O nedenle zor bile olsa konuların teorisinin iyice anlaşılması ve konular arasında benzerlikler kurulabilmesi, anolojiler yardımıyla ve doğaçlama tekniğinden de yararlanılarak çalışılması zorunluluktur. Ezber ile belki bazı dersleri geçebilirsiniz ama asla iyi bir mühendis olamazsınız.

Kodlama mutlaka önemli. En iyi kodlamayı yapabilmenizi öneririm ama bununla birlikte bilgisayar mühendisliği kesinlikle kodlamadan daha fazlası demek. Kodlamadan daha fazlası ne derseniz çok karmaşıklaştırmadan kodlama öncesi ve kodlama sonrası diyebilirim. Kodlama öncesi kısmında; problemin anlaşılması ve algoritmanın kurulması vardır örneğin. Sadece bu da değil; algoritması elde edilen problemin hangi veri yapılarıyla çözüleceği ve en sonunda hangi programlama dilinin tercih edileceği konusu kodlama öncesi bilinmesi gereken şeylerdir. Bunların en iyi şekilde öğrenilmesi lüzumu vardır. Bu anlamda; sistem analizi, algoritma tasarımı ve veri yapıları size değerli bilgiler sağlayacaktır. Kodlama sonrasında ne var derseniz orada da; test ve bakım sizi bekliyor. Yazılan kodun istenen işlevi yerine getirip getirmediği test aşamasında bir kalite problemi olarak çözülür. Bakım aşamasında ise test sonucunda arızalı bulunan kısımların tamiri yer alır. Kodlama öncesi ve kodlama sonrası genellikle yazılım metodolojileri ile takip edilir. Bu anlamda karşımıza üst perdeden yazılım mühendisliği konusu çıkacaktır. Başarılı bir proje için kodlama yazılım mühendisliği sürecinin çoğu zaman sadece %20’lik bir kısmından fazlası değildir. Bu durumun bilgisayar mühendisi adayları tarafından bilinmesi, büyük resmin görülmesi anlamında değerli olacaktır.

Lisans eğitimimiz sırasında bizim de zaman zaman takıldığımız bir konu doğrudan bölümle ilişkilendiremediğimiz derslerin ağır olması idi. Aradan geçen onca zaman sonunda şunu fark ettik ki müfredat programında yer alan her bir dersin bir sebebi var fakat belli bir bilgi seviyesine gelene kadar o bağı kurmak zor olabiliyor. Bu anlamda; elektronik ve matematik derslerindeki ağırlığın makul karşılanması ve o derslere de diğer derslere verilen önemin verilmesi öğrencinin faydasına olacaktır.

Meslekten arkadaşlarım için bir başka tavsiyem de güncel teknolojiler bağlamında olacaktır. Güncel olanın bilinmesi ve farkında olunması her bilgisayar mühendisi için bir ihtiyaçtır. Bununla birlikte; ilgili teknolojinin kaynakları veya tarihçesi ile birlikte teknolojinin felsefi kökenlerini de bilme ihtiyacı vardır. Örneğin, yedekleme birimlerinde gelinen son nokta bilinirken yedeklemenin atası olan dokuma tezgâhlarından alınan ilham da bilinmelidir. Dokuma tezgâhındaki bir motifin aslında bir nevi bir kayıt ortamı olduğunu bilen bir öğrenci yedekleme birimlerinin mantığını daha doğru şekilde anlayacaktır. Aynı şekilde; günümüzdeki mikroişlemci teknolojisini anlayabilmek için ilk icat edilen işlemcilerin mantığı iyi şekilde bilinmelidir. Güncel ve geçmiş bilgisi her ikisi de dengeli şekilde bilinmeli ve her yeni teknolojiye adaptasyon yeteneği kazanılmalıdır.

Zorlandığınız her noktada dünyaya hizmet sunan yazılımcıları hatırlayın. Güne takılmak yerine yarının yazılımcıları olmanın hayalini kurun. Sadece kodlama değil aynı zamanda algoritma kurmayı da öğrenin. Sadece kodlama değil aynı zamanda kodlama yapan bir ekibi yönetmeyi de öğrenin. Tek başına yapabileceğiniz işleri bile arkadaş gruplarınızla takımlar oluşturarak yapın. Yazılım geliştirmek üzerine yazılmış kitapları roman okur gibi okumak yerine okuduğunu uygulayarak okumayı tercih edin. Diğer bölümlerin öğrencileri gezerken siz onlar kadar gezmeyin. Bilgisayar mühendisi olmak ile gezmek tozmak arasında tercih yapın ve gezmeyi bir miktar ileriye atın. Eğer gezip tozacaksanız da lütfen kaldığınız derslerde hocalarınızı suçlamayın. Bu arada gezip tozmadığınız halde hoca problemi nedeniyle başarılı olamıyorsanız da teknolojik imkanlarla kendinizi destekleyin ve kendi kendine öğrenme yöntemine başvurun.  

Sevgili arkadaşlar zaman zaman gündeme düşen uyduruk haberler duyarsınız “Bilgisayar mühendisleri boş kalıyormuş” şeklinde, ben bugüne kadar işinin ehli hiçbir meslektaşımın boş kaldığını duymadım. Boş kalan arkadaşlar varsa da ya şanssızlıktan yahut kendini yetiştiremediği içindir. Siz kendinizi adam gibi yetiştirin işveren sizi arasın. Sıkın dişinizi ve aranan adam olun. O kadar zor olmamalı.

Hidayet Takçı

Temmuz 2016, Sivas   

22 Mayıs 2016 Pazar

MAHREMİYET (PRIVACY)

Amerikalı bir yargıç onu “kişinin yalnız kalma özgürlüğü” olarak tanımlıyor. Yine yasalardaki tariflerinden birisine göre “başkasının etkisi altında kalmadan karar verebilme” imkânı olarak karşımıza çıkıyor. Peki, nedir mahremiyet veya diğer ifadesiyle gizlilik. Bizler için önemi sadece sosyal açıdan değil bilimsel açıdan nedir hızlıca bir bakalım.

Konuya taksonomik açıdan yaklaşıldığında iki temel türü var: anayasal mahremiyet ve bilgi merkezli mahremiyet. Anayasal mahremiyet daha çok kişinin kararlarını özgürce ifade edebilmesi veya susma hakkını kullanmasıyla ilgili. Devletler vatandaşlarına bu konuda imkân sağlamakla yükümlü. Mahremiyetin bu sınıfında mahremiyeti sağlayacak olan güç vatandaşların birçok ihtiyacını karşılamakla yükümlü olan devlettir. Bilgi merkezli mahremiyette ise kontrol bilginin sahibi olan kişidedir. Yani kişiler kendilerine ait olan bilgileri/verileri istedikleri şekilde paylaşabilirler.

Bilgi merkezli mahremiyet özellikle son dönem yaşanan teknolojik gelişmeler nedeniyle daha gündemde olan mahremiyet çeşidi. Her gün bilgi, resim, yorum, beğeni v.s. paylaşımı yaptığımız sosyal medya kaynaklı sorunlar bilgi merkezli mahremiyet ile ilgili. Hadi biz o bilgileri bilinçsizce dahi olsa bilerek paylaşıyoruz. Başımıza bir şey gelse dahi bu bizim hatamızın sonucu. Ya bir de bizim bir hatamız olmadığı halde başımıza gelenler veya gelebilecek olanlara ne demeli. Örnek mi istiyorsunuz? Siz bir web sayfasına ikinci seferde daha hızlı girebilmek için bir şeye izin veriyorsunuz ve karşıdaki sistem sizin bilgisayarınıza adına çerez denen metin parçaları atıyor. Bu metin parçaları bilginiz haricinde sizden veri toplamada kullanılabiliyor. Ayrıca; siz bir web sitesinden hizmet almak için kayıt bilgileri veriyorsunuz ve bu bilgiler sizin izniniz olmadan başkalarına satılıyor. Bizim her bilgimizi, her görüşmemizi tutan dünyaca ünlü uygulamaların uluslararası istihbarat örgütleriyle veri paylaştığını sanırım herkes duymuştur. İnsanın aklına hemen anayasal koruma geliyor fakat kimin ülkesinin anayasasına göre korunacak. Hizmeti alanın yasaları farklı hizmeti sunanın yasaları farklı. Bu durum özellikle de adına bulut bilişim dediğimiz mecrada son derece vahim boyutlarda. Sahibi olmayan verilerin doğal olarak mahremiyet eksenli koruması da eksik.

Gelişen bilgi teknolojileri bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken diğer taraftan da bize zarar verebiliyor, en büyük zarar ise sanırım mahremiyet konusunda. Belki konuyu abarttığımı düşünen olabilir ama abartmadığımı bazı örneklerle ifade etmek istiyorum. Çok sıklıkla yaptığımız yerini bildir özelliği sayesinde saldırılara ne denli açık olduğumuzu dememe gerek var mı? Paylaştığımız resimler sayesinde inançlarımızla ilgili herkese ne kadar bilgi sunduğumuzun farkında mıyız? Bankacılık işlemlerinde sorulan annenin kızlık soyadı basit bir iki profil gezintisi ile bulunamıyor mu? Kişiler arasındaki gruplaşmalar uzman olmayan kişiler tarafından da tespit edilemiyor mu? Bunu artırmak mümkün. Ne yapmak mı lazım…

Eğer mahremiyet yasal olarak korunan bir olgu ise ve artık bütün dünya aynı ortam üzerinde geziniyorsa birleşmiş milletler oturmalı ve bilişimle ilgili bütün dünya ülkelerini bağlayan mahremiyeti destekleyici yasalar çıkarmalı. Kendi verilerini korumak durumunda olan biz vatandaşlar ise birincisi sosyal medya uygulamalarında hesap ayarlarının ne olduğuna çok iyi şekilde çalışmalı. Ayrıca, arkadaşlarınıza güveniyorsanız bile arkadaşlarınızın arkadaşlarına güvenmek durumunda olmadığınızı hatırlatmak isterim. Son bir tavsiye hep ortalıkta görünmek isteyen kişiler bu durum size faydadan çok zarar getirecektir biraz geride kalmayı lütfen öğrenin. Takip edin, paylaşın ama mahrem kalması gereken şeylerinizi de paylaşmayın yoksa sanal âlemin insafına güven olmaz J


Mayıs 2016, Sivas
Hidayet TAKCI