5 Haziran 2018 Salı

Emekleyen çocuğu dövmek

Aklımız yetti yeteli "gavur icadı" lafını duyar dururuz. Gavur icadı bir yerden bir küçümseme ama çoğu zaman da aslında bir kıskançlığın sonucu olarak dilimize takılmış ve kendi kendimizi avuttuğumuz bir sözdür. Bu konuda tek duyduğumuz söz de o da değildir. "Elin gavuru yapıyor, biz yapamayız". Ve yıllarca düşünür dururuz acaba onlar yapıyor da biz niye yapamıyoruz. Aklımız biraz yettiğinde şu sözleri duyarız. Yaparız ama ekonomik olmaz. İyi de zaten kurulum çalışmaları her zaman maliyetlidir diyecek oluruz ama her zaman özendiğimiz şeyi yapmaya niyetlenince yine kendimizden sandıklarımız yüzünden geride bırakılırız. Bilenler bilir Türk Havacılık Sektörünün ekonomik görülmeyip de terk edilişi. Belki de biz yapamayız korkusu. Belki de öz güvensizlik. Ne derseniz deyin.

Japonların veya Almanların başarısını dilimize pelesenk ederiz ama söz konusu konuşmak değil de fedakarlık olunca geride kalırız. Almana özeniriz ama disiplin bize ağır gelir. Japon'a özeniriz ama onların başarısız olduklarında kendilerine kıymaları bir yana biz başarısız olduğumuzda kendi kendimize sağlam bir tokat bile vurmayız. Sakın ola bu sözlerim bir önceki paragrafta söylediklerimle çelişiyor gibi görülmeye. Aslında bunlar birbirini tamamlayan şeyler. Yani olmayacak şey yoktur fakat şartları meydana çıktığı zaman olabilir ancak.

Size çok basit bir benzetme üzerinden konuyu özetlemek isterim. Örneğin bir çocuk emeklemeye başladığı zaman hep bir ağızdan akıl vermeye veya eleştirmeye başlarsak inanın o çocuk bir daha yürüme eylemine kalkışmaktan bile korkar. Hele bir de emekleme sırasında başarısız olunca veya başarısız olma ihtimalinde ensesine bir tokat patlatırsak inanın ölü taklidi yapar da yürümez.

Yıllarca suni gündemlerle oyalandıkça oyalanan ve bu nedenle de yüz yıla yakın bir geçmişi olmasına rağmen bazı alanlarda yeni kurulmuş gibi eksikleri olan ülkemizin çok ciddi şekilde araştırılması gerekiyor. Her ağzımızı açtığımızda ideal örnekleri saymak yerine acaba neden onlar gibi olmadığımızı ve bundan gerçekten kimlerin ne denli sorumluluğu olduğunu dürüstçe görmemiz gerekmez mi? Güney Kore tamam da aynı tarihsel aşamalardan mı geçtik. Hadi geçtik diyelim aynı coğrafyanın zorluklarında mı yer aldık. Şartlarımız gerçekten ne kadar benziyor veya benzemiyor. Onların sıkleti ne ya da bizimki ne. Bu sorulara cevap bulmadan yapılacak moral bozucu kıyasların kimseye bir faydası olmayacaktır. Bilimsel yöntemlerle araştırılmadan sorunlarımızı anlamak ve çözmek olası değildir. Gelişme ve kalkınmamız siyasi söylemlerle eskitilmek yerine ciddi şekilde ele alınmalıdır. Örneğin, sizlere tuhaf gelebilir ama memleketimizdeki kişilerin birbirine haset duyguları beslemesi gerçekten her toplumda da var mıdır? Veya gerçekten hak eden hak ettiği yere gelebiliyor mu?

Bütün bunlar uzar da gider. Bununla birlikte; siyaset üstü bir şekilde, milli bir duruş ile bütün memleket topyekün bir seferberliğe girmelidir. Bizlerin millet olma bilinci ile hep birlikte aynı hedefe doğru gitmekten başka çaremiz yoktur. Geç kaldığımız teknoloji ise hep birlikte girişimleri sonuna kadar desteklemeliyiz. Eleştirmeden önce ona şans vermeliyiz. Geri kaldığımız konu eğitim ise partiler üstü bir araya gelmeli ve çözüm bulmalıyız. Geç kaldığımız bir tren varsa hep birlikte koşmalı ve o trene yetişmeliyiz. Birlik ve beraberlik içerisinde. Geç kaldığımız şeylerde tabi ki bir acemilik olacaktır. Bunların aşılması konusunda her birimize fedakarlık ve destek vermek düşmektedir. Emekleyen çocuğu dövmek değil onu yüreklendirmek hepimizin görevidir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder