21 Nisan 2018 Cumartesi

SİBER GÜVENLİK ve BİLEŞENLERİ

Siber güvenlik; adına siber alem dediğimiz ve boyutlarını pek de kestiremediğimiz bir dünyada bilgi güvenliği ve gizliliğinin sağlanabilmesini ifade eder. Konunun nedenleri ve tarihçesi uzundur. O nedenle siber güvenlik konusunu bileşenleri üzerinden anlatmak daha doğru olacaktır. Peki nedir bu bileşenler;
  • Bilgi güvenliğini yönetmek,
  • Güvenlik durumunu test etmek ve denetlemek,
  • Güvenlik analizi yapmak,
  • Sistem ve ağ güvenliğini sağlamak ve
  • Güvenli uygulamalar oluşturmak 
Bu bileşenleri ve kapsamlarını anlamak Siber Güvenlik konusunu anlamanın en kestirme yoludur. Öyleyse yukarıda saydığımız bileşenleri kabaca konuları ve kapsamları ile ele alalım. 

Bilgi güvenliğini yönetmek sadece son kullanıcının güvenliği değil aynı zamanda kurumların özellikle de kritik altyapıların korunmasında önem arz eden sistematik çalışmalarla ilgilidir. Güvenlik konusunda farkındalık oluşturulmasıyla başlayan süreç ISO 27001 gibi belgelerin takibi, SOME adı verilen acil müdahale ekiplerinin kurulması ve kritik altyapıların korunması şeklinde devam eder. Farkındalık oluşturmak özellikle de kişilerin bilinçsizliğinden kaynaklı sosyal mühendislik kaynaklı saldırılara karşı bizi koruyacaktır. İşin bir standarda bağlı olarak yürütülmesinde etkili olacak ISO 27001 ve bir acil durum esnasında yapılacaklar için de SOME kurulumu ihtiyacı vardır. 

Bilgi güvenliğini tesis etmenin ilk aşaması güvenlik konusundaki durumun denetlenmesi ve zayıflıkların ortaya çıkarılmasıdır. Bu konuda yapılacak en önemli işlemlerden birisi sızma testleridir. Sızma testleri bilişim sistemlerine mümkün olabilecek her yolun denenerek nüfuz edilmeye çalışılmasını ifade eder. Konu açıklık tarama ile kimi zaman karıştırılmakla birlikte arada önemli bir fark vardır. Açıklık tarama açıklığın bulunması ile sona erer sızma testinde ise sisteme sızma yapıldıktan sonra neler yapılabildiği de görülmek istenir. Güvenlik durumunun denetlenmesi anlamında DDoS saldırılarının tespit edilmesi ve önlem alınması da önemli bir konudur. Hedef sistemin kaynakları ya da bant genişliğini istila ederek o sistemi çalışamaz hale getirmek şeklinde meydana gelen DDoS saldırılarına karşı sistem dayanıklı olmalı ve başka sistemlere saldırılarda makinelerimiz kullandırılmamalıdır. Güvenliği artırmada bir başka konu sıkılaştırma olup genellikle sunucu sıkılaştırma şeklinde bilinir. Sıkılaştırma sistemlerin default ayarlarıyla yetinmeyip güvenlik için ek ayarlar yapılmasıdır. 

Güvenlik analizi, güvenlik testini takip eder. Test aşaması aslında keşif aşaması olup o aşamada bir sorun yakalanırsa bunun nedenleri güvenlik analiziyle ortaya çıkarılır. Bu konuda birçok başlık söz konusu olabilir ama özellikle üç tanesi diğerlerinden daha önemlidir. Bunlar; bilgisayar analizi, ağ trafik analizi ve zararlı yazılım analizi. Bilgisayar analizi ile kast edilen şey bilgisayarımızda meydana gelen (özellikle anormal) hareketlerden yola çıkarak olumsuz bir durumun varlığının ortaya çıkarılması ve devamında önlem alınmasıdır. Bu konuda reaktif ve proaktif yöntemler bulunur. Reaktif yöntem veya offline yöntem olay bittikten sonra durumun netliğe kavuşturulmasıdır. Proaktif yöntem ise olay henüz olmadan tahmin edilmesi ve bunun önlenmesidir. Daha etkili olan proaktif yöntem olup proaktif yöntemler için veri madenciliği gibi akıllı veri analiz araçlarına ihtiyaç vardır. Bu arada özellikle bilgisayar analizi adına log dosyaları dediğimiz denetim (audit) dosyalarının analizi ile yerine getirilir. Ağ trafik analizi özellikle DDoS senaryolarında olduğu gibi normalin oldukça üzerinde bir ağ hareketliliği olduğunda bunun tespit edilmesi ve kopan fırtınanın haber verilmesi olarak görülebilir. Bu konudaki son seçenek zararlı yazılımların tespitidir. Bu konuda zaten birçoğumuzun çok iyi şekilde bildiği antivirüs yazılımları, antispyware yazılımları bulunmaktadır. 

Siber güvenlik konusunda önemli durak noktalarından birisi de hiç şüphesiz İşletim sistemi güvenliği ve TCP/IP güvenliğidir. İşletim sistemleri bizimle bilgisayarlar arasında iletişimi sağlayan yazılımlar olup onların da çeşitli eksikleri ve sızmaya uygun noktaları bulunabilmektedir. Buna karşılık üretici firmalar adına yama (patch) dediğimiz yazılımlar yardımıyla güvenliği yeniden sağlamaya çalışırlar. Dolayısıyla işletim sistemlerinin vaktinde güncellemeleri bizi güvenli hale getirebilecektir. Otomatik güncellemelerin açık olması en istenen durumdur. Ek olarak TCP/IP seviyesinde güvenlik yardımıyla da sistemlerimizi koruyabiliriz. Bu konuda karşımıza çıkan en iyi çözüm doğal olarak ateş duvarı (firewall) çözümleridir. Özellikle kara listede (black list) bulunan IP adreslerinin yasaklanması bir güvenlik çözümü olarak görülebilir. Firewall sayesinde kurum içi adreslerin NAT sayesinde dışarıdan erişimlerden bir miktar soyutlanması da bir güvenlik çözümü olarak kullanılmaktadır. Kimi zaman firewall sistemleri de yetersiz kalmaktadır. Örneğin biz diğer portları yasaklasak dahi web için 80 numaralı portu açık bırakırız fakat kişiler bu port üzerinden de saldırı yapar. Böylesi durumlarda da adına saldırı tespit sistemi (Intrusion Detection System) dediğimiz yazılımlar işimize yaramaktadır.

Siber Güvenlik konusundaki bir diğer önemli konu güvenli kodlama yapmadır. Bunun anlamı SQL enjeksiyon gibi saldırılara uğramamak için yaptığımız uygulamaları güvenli şekilde kodlamaktır. Basit bir yöntem olmakla birlikte tablo kullanmak yerine görünüm kullanmak bir çözüm olabilmektedir. Ama özellikle de adına giriş doğrulama (input validation) dediğimiz rutinler bu konuda bize çözüm sağlayacaktır.

Dr. Öğr. Üys. Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniversitesi Bilgisayar Müh. Bölümü
Yazılım Anabilim Dalı Başkanı
htakci@gmail.com 

14 Mart 2018 Çarşamba

Proje yarışmaları üzerine

Dün bir proje sergisine daha katıldık. Değerlendirmelerimizi yaptık, projeleri kendi arasında sıraladık ve bazı projeleri Ankara finali için seçtik. Süreç her zaman olduğu gibi sorunsuz şekilde tamamlandı bizim açımızdan peki proje sergisinden geriye ne kaldı zihnimizde veya özel olarak benim zihnimde. Onları paylaşmak ve önümüzdeki yıllara naçizane tavsiyelerde bulunmak isterim. 
  1. Projeler adından içeriğine içeriğinden yöntemine özgün olmalı. Projelerin birçoğunda maalesef özgün bir katkı göremedik. Projeler geçmiş yıllarda başarılı olmuş projelerin öykünmesi gibi görünüyor. Kopyadır demiyorum ama esinlenme veya en azından rüzgara kapılma hissediliyor. 
  2. Önerilen projenin diğerlerinden farkı tam olarak ortaya konmadığı müddetçe rahatlıkla başkasının projesi birebir alınmış gibi görülebilir. Bu sorunu ortadan kaldırmanın yolu sağlam bir literatür çalışması yaparak geçmiş çalışmaları inkar etmeden yapılan çalışmanın farkı ortaya konulmalı. 
  3. Proje önerisi çok mükemmel bir konu olabilir bununla birlikte projeyi geliştirecek ekibin yeterliliği oldukça önemli. Dolayısıyla projeler yapılabilir olmalı ve eldeki imkanlar projenin başarısı için yeterli olmalı. 
  4. Projelerde danışman öğretmenlerin de mutlaka desteği ve rehberliği olmalı ama öğretmenler proje metnini yazma, projenin kodlarını yazma aşamasına girmemelidir. Eğer çok meraklılarsa kendi projeleri ile başka kulvarda yarışabilirler. 
  5. Başkalarının projelerindeki problemler yerine herkes kendi projesine odaklanırsa projeler için daha faydalı olur düşüncesindeyim. 
  6. Yapılan çalışmanın gerçek hayatta nereye karşılık geldiği doğru düzgün şekilde ortaya konmalıdır. Proje sergilerine verilen destekler sırf spor olsun diye değil memleketten güzel projeler çıksın diye yapılıyor. 
  7. Projelere danışmanlık anlamında üniversitelerden daha fazla destek alınmalı. Ülkemizde her şeye rağmen araştırma ve geliştirme faaliyetleri orta öğretim kurumlarında değil yüksek öğretim kurumlarında daha doğru zeminde yapıldığı için yüksek öğretim desteği daha makul olacaktır. 
  8. Proje sergilerinde sergi öncesi konu başlıkları verilerek çalışmalarında odaklanmasına destek olunabilir. Örneğin, kodlama başlığı da bir odaklama aslında ama daha detayda odaklamalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. 
  9. Proje yazımı veya daha genel olarak teknik rapor yazımı lise seviyesinde gösterilmeli. Böylece öğrencilerin daha doğru şekilde ve öğretmen yardımı olmadan da projelerini yazmaları mümkün olacaktır. Danışman veya öğretmen sadece proje metninde editleme ve içerik anlamında takviyeler için rapora müdahil olmalı. 
  10. Milli Eğitim ve Üniversiteler arasındaki en sağlam köprü proje kültürü oluşturmak anlamında olmalı. Araştırma görevlileri bir dönemde en az bir kere okullara giderek proje geliştirme konusunda liselere destek olmalı. 
  11. Patent konusunda liseli gençler bilgilendirilmeli ve proje geliştirme sırasında projeden patent çıkıp çıkmayacağı gibi konular düşünülmeli. 
  12. Proje geliştiren öğrenci gruplarına pozitif ayrımcılık yapılmalı. 
  13. Öğrencilerin akademik araştırma yapma yetenekleri geliştirilmeli. En azından white paper seviyesinde makaleler okutulmalı ve yazmaları teşvik edilmeli. 
  14. Konuyla ilişkili olarak öğrencilere öz güven eğitimi verilmeli. 
Her geçen sene artan kalitede projeler görmek isteriz. Bunun için hepimizin ortaklaşa bu çalışmalarda yer alması gerekiyor. 

Selam ve saygılarımla,
Dr. Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi

9 Haziran 2017 Cuma

GÜRÜN MESLEK YÜKSEKOKULU

Sivas ilinin şirin bir ilçesidir GÜRÜN. Havası ile suyu ile fakat özellikle de insanı ile hele de okumuş insanı ile dilden dile anlatılır durur. Tarihi yaklaşık olarak Sivas'ın tarihi kadar eskidir. İklim olarak Sivas'ın en ılıman iklime sahip ilçesidir. Başta meşhur Gürün Elması olmak üzere; Dutu, Cevizi, Kayısısı başka bir lezzete sahiptir. Tamamen doğal beslenen koyunu kuzusu sayesinde dönerine doyum olmaz. Denize kıyısı yoktur ama alabalık başta olmak üzere balığın sık tüketildiği bir ilçedir aynı zamanda. İsmet Yılmaz, Hüsnü Yusuf Gökalp, Osman Boyraz, Edip Başer Paşa, Atilla İlhan, Cem Yılmaz ve daha niceleri hepsi Gürün'ün bir değeri bir zenginliğidir.


Gürün, doğudan batıya ve kuzeyden güneye yolların kesişim noktasında yer alır. Bunun bir sonucu olarak ulaşım konusunda oldukça avantajlı bir konuma sahiptir. Birisi Suçatı'da olmak üzere Gürün'de çok yoğun trafiğe sahip üç adet dinlenme tesisi bulunmaktadır. Şuğul vadisi ve Gökpınar gölü görülmeye değer en önemli yerleridir. Özellikle de Gökpınar gölü dünya sıralamasına girecek nispette güzelliklerle yaratılmıştır. Turkuaz mavisi ve berrak suyu görenleri mest etmektedir. 


Sivas'ın bu güzelim ilçesini sadece Sivas'ta değil bütün Türkiye'de farklı hale getiren ise Gürün insanının okuma yazmaya verdiği önem ve bu konudaki göz kamaştıran durumudur. Gürün ve Eğitim arasındaki ilişki özellikle son dönemde sayın Milli Eğitim Bakanımızın ilçemizden çıkmasıyla bir nevi taçlanmıştır. Sayın bakanımızdan aldığımız güç ve destekle ayrıca Gürün insanının eğitime olumlu bakışı sayesinde ilk öğretimden orta öğretime orta öğretimden yüksek öğretime oldukça pozitif gelişmeler yaşanmaktadır. Çalışkan ilçe milli eğitim müdürümüz ve çok değerli ekibi Gürün'de oldukça güzel işler başarmaktadır. 


İlçemizde Cumhuriyet Üniversitesine bağlı olarak 1994 yılında kurulmuş bir de Yüksekokulumuz bulunmaktadır. Bugüne kadar 2750 ön lisans öğrencisi mezun veren okulumuz daha nice binler öğrenci verme azim ve kararlılığı ile çalışmalarına devam etmektedir. Şu anda okulumuzda 25 civarında akademik ve idari personel bulunmaktadır. Altyapı anlamında önemli bir sorunu olmayan okulumuzun en önemli avantajı öğrencilerimizin yurt olanaklarıdır. 2016-2017 eğitim öğretim döneminde öğrencilerimizin %90'dan fazlası Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda barınabilmişlerdir.  


Her geçen gün büyümesini sürdüren, geleceğe ümitle bakan okulumuz ve kadromuz; 2017-2018 eğitim öğretim dönemi için de yeni öğrencilerini yani sizleri bekliyor. Sizler de coğrafi güzelliklerle dolu, ulaşım sorunu olmayan, barınma sorunu hemen hemen tamamen çözülmüş, eğitime değer veren, sakin ve güvenli bir ilçede ve aynı zamanda genç ve dinamik bir eğitim kadrosuna sahip okulumuzda eğitiminizi sürdürmek istemez misiniz?

Sizleri okulumuzda görmek bizi mutlu edecektir. Okulumuzla ilgili soruları doğrudan yüksekokul müdürü olarak bana htakci@cumhuriyet.edu.tr mail adresim üzerinden iletebilirsiniz. 

Hepinize selam ve sevgilerimi iletiyorum,

Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniversitesi Gürün Meslek Yüksekokulu Müdürü ve
Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi   

16 Kasım 2016 Çarşamba

SİVAS BİLİŞİM AKADEMİSİ

Seyrek şekilde yazmaya çalıştığım fakat sıkı şekilde takip ettiğim Sivas Postası gazetesinde özellikle de ilgimi çeken bir haber veya yazı varsa titizlikle okur ve üzerine düşünürüm. Böylesi bir yazıyı yine gördüm ve yazmak istedim. Konu tam bizim konumuz yani BİLİŞİM. Nasıl bizim olmasın ki aklımızın yetmeye başladığı 90’lı yılların başından bu yana eğitimini aldığımız, eğitimini verdiğimiz, araştırmasını yaptığımız, kafa yorduğumuz, ürün verdiğimiz ve mezara kadar da üzerinde çalışacağımız bir konu bilişim. Bizi bu kadar heyecanlandıran başlık ise Sivas’a Bilişim Akademisi kurulması yönündeki yönlendirici haber. İzninizle konuyu hafif detaya girerek açmak isterim.

Bilişim veya diğer ifadesiyle bilgi ve iletişim üçüncü sanayi devriminin sonuna dördüncü sanayi devriminin de başlangıcına şahitlik eden belki de dördüncü sanayi devrimini hazırlayan en önemli güç. Artık dünyanın global bir köye dönüşmesi olayın boyutunu anlatmaya yetmiyor bilişim için daha çarpıcı örneklere ihtiyaç var, yapay dokular gibi, giyilebilir robotlar gibi, kendi kendini tamir eden malzemeler gibi. Hava durumunda yüzde yüze varan oranlarda yapılan doğru tahminler, hedefini tam doğrulukla bulan güdümlü füzeler, eklemeli imalat sayesinde ortaya konan üç boyutlu yazıcılar ve onların çıktıları. Savaş devam ederken duruma uygun olarak yapılacak üretim. Genom projesi, yüz nakli bile henüz yapılmaya başlanmışken kafa nakli ve diğerleri. Bilişim dediğimiz alanın sınırlarını çizmeye çalışırken yaşadığımız problem ve aslında sınırsızlığını çizmek zorunda kalışımız. Sivas’a bilişim akademisi başlığından bunlar çıkar mı? Evet ve tabi ki. Bununla birlikte bazılarının civcivler için ufak atmamı rica edişini duyar gibiyim. Tamam ufak gideyim. Bizim gibi fanilerin yapabilecekleri kadarından gideyim mesela. Uzaktan kumandalı araçlar yapabiliriz. Dronlar yapıp uçurabilir ve onlardan bilgi alıp kullanabiliriz. Dehşet bilişim sistemleri tasarlayabiliriz. Veritabanı tasarımını sanatkar gibi yapabiliriz. Kod yazarız. Big data projelerine aklımız erer. Veriyi alır sektirir sektirir ve ilk sektirmede bilgi ikinci sektirmede anlamlı bilgi yani hikmete yaklaşırız alimallah.

İşin esprisi bir yana. Yapamayacaklarımızı saysak o da tonlarca eder ama yapabileceklerimiz de şaka değil tonlarca eder. Bilişimin gittiği yerden haberimiz var mı? Elbette. Gittiği yere biz de gidebilir miyiz? Gitmeye çalışıyoruz zaten. Mevcut durum nedir? İç güveyisinden hallice. Neden mi? Çünkü, bizzat kendi bölümüm üzerinden gitmem gerekirse elimizdeki öğretim elemanı kadrosu ile ancak ders verebilecek durumdayız, ders yükü yoğunluğumuzdan. Vakit kalırsa da akademik çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Ya bilişim akademisi. Bilişim akademisi için ders yükümüzün daha az olması ve akademik olarak da en azından doçent olmamız lazım. Bizden başka bölüm yok mu? Olmaz mı fakat onların da benzer sorunları var mutlaka. Çözüm?

Sivas’a bilişim akademisi kurulabilir. Bununla birlikte başarılı olabilmesi için;
  • -    Şehrin böyle bir vizyonu olmalı ve sıkı şekilde bu vizyon şehrin idarecileri tarafından sahiplenilmelidir (valiler değişse bile belediye başkanları değişse bile sürdürülmelidir),
  • -          Gençleri eğitmek üzere tek işi bilişim akademisinde çalışmak olan sağlam bir ekip kurulmalıdır,  
  • -          İhtiyaç halinde üniversiteden hocalar sadece kendi uzmanlık alanlarında danışmanlık hizmeti vermelidir, uzman olunmayan bir konu varsa başka üniversitelerden destek alınmalıdır. Her konunun uzmanı tek bir üniversitede bulunamaz zaten,
  • -          Verilecek eğitim seviye seviye olmalı ve eğitim verilecek öğrenciler mutlaka seçilerek alınmalıdır,
  • -          Alınan eğitim sonunda Sivas’ta veya başka bir yerde kişiler iş sahibi olabilmelidir. O yetkinlikte eğitimler verilmelidir,
  • -          Profesyonel eğitimler konusunda isme takılmak yerine gerçekten iyi eğitim veren kurumlara dikkat edilmeli ve onlardan alınmalıdır,
  • -          Şehrin idarecileri şehirle ilgili gelecek planlarına mutlaka bilişim konusunu almalıdır.

Bunları artırmak mümkün, iş hele bir ciddileşsin rapor bile yazarız J

Bazı işler ciddiyet ister, bize çağı yakalatacak ve Sivas gibi yazılım yapmaya uygun (8 ay kış olduğu için diyorum) bir şehirde yazılım alanında iyi bir noktaya gelebilmek için fazlaca emek vermemiz lazım.

Sözün özü ise şudur. Sivas’a bilişim akademisi tabi ki olur ama sadece oldu da bitti maşallah için değil de gerçekten iyi bir iş olması için yapalım. Bu sebeple de olaya bakış açımızı mümkün mertebe derinleştirerek gidelim ve çok ciddi ön çalışmalar yapalım hep birlikte…

Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
htakci@cumhuriyet.edu.tr

1 Temmuz 2016 Cuma

Bilgisayar Mühendislerine ve Bilgisayar Mühendisi Olacaklara Tavsiyeler

Böyle bir yazı için 19 yıl beklemedim tabi fakat 19 yıl boyunca mesleğin çeşitli aşamalarında görev yaparken gördüklerim, tecrübe ettiklerim bende böyle bir yazı yazma isteği uyandırdı. Hep kod yazacak değiliz ya bazen de sosyal içerikli şeyler yazmak lazım değil mi? Bu arada yazının özellikle kimleri ilgilendirdiğini de ifade etmeme müsaade edin lütfen. Bu yazı; özellikle de lisans eğitimini bu alanda yapmış kişileri ilgilendirir. Böyle bir tercihte bulunmamın nedeni benim tecrübelerim o yönde olduğu için başka da bir sebebi yok.  

Bilgisayar mühendisliği tesadüfen kazanılsa dahi tesadüfen başarılabilecek bir bölüm değildir. Diğer alanlarda asla göremeyeceğiniz mantık örgülerine şahit olur ve ciddi şekilde zorlanırsınız. Rahat şekilde eğitim alabilmek için temel iki konu: alana ait yetenekleriniz olmalı ve bu yetenekleriniz ilgi ile sevgi ile desteklenmeli. Diğer türlü ilk engelde - ki bu engel genellikle ilk dönem sizi karşılar – takılır ve daha işin başında kopuş yaşayabilirsiniz.

Hiçbir bölümün ezber ile başarılabileceğini düşünmüyorum ama diğerleri nispeten olsa dahi bilgisayar mühendisliği asla ve asla ezber ile başarılamaz. O nedenle zor bile olsa konuların teorisinin iyice anlaşılması ve konular arasında benzerlikler kurulabilmesi, anolojiler yardımıyla ve doğaçlama tekniğinden de yararlanılarak çalışılması zorunluluktur. Ezber ile belki bazı dersleri geçebilirsiniz ama asla iyi bir mühendis olamazsınız.

Kodlama mutlaka önemli. En iyi kodlamayı yapabilmenizi öneririm ama bununla birlikte bilgisayar mühendisliği kesinlikle kodlamadan daha fazlası demek. Kodlamadan daha fazlası ne derseniz çok karmaşıklaştırmadan kodlama öncesi ve kodlama sonrası diyebilirim. Kodlama öncesi kısmında; problemin anlaşılması ve algoritmanın kurulması vardır örneğin. Sadece bu da değil; algoritması elde edilen problemin hangi veri yapılarıyla çözüleceği ve en sonunda hangi programlama dilinin tercih edileceği konusu kodlama öncesi bilinmesi gereken şeylerdir. Bunların en iyi şekilde öğrenilmesi lüzumu vardır. Bu anlamda; sistem analizi, algoritma tasarımı ve veri yapıları size değerli bilgiler sağlayacaktır. Kodlama sonrasında ne var derseniz orada da; test ve bakım sizi bekliyor. Yazılan kodun istenen işlevi yerine getirip getirmediği test aşamasında bir kalite problemi olarak çözülür. Bakım aşamasında ise test sonucunda arızalı bulunan kısımların tamiri yer alır. Kodlama öncesi ve kodlama sonrası genellikle yazılım metodolojileri ile takip edilir. Bu anlamda karşımıza üst perdeden yazılım mühendisliği konusu çıkacaktır. Başarılı bir proje için kodlama yazılım mühendisliği sürecinin çoğu zaman sadece %20’lik bir kısmından fazlası değildir. Bu durumun bilgisayar mühendisi adayları tarafından bilinmesi, büyük resmin görülmesi anlamında değerli olacaktır.

Lisans eğitimimiz sırasında bizim de zaman zaman takıldığımız bir konu doğrudan bölümle ilişkilendiremediğimiz derslerin ağır olması idi. Aradan geçen onca zaman sonunda şunu fark ettik ki müfredat programında yer alan her bir dersin bir sebebi var fakat belli bir bilgi seviyesine gelene kadar o bağı kurmak zor olabiliyor. Bu anlamda; elektronik ve matematik derslerindeki ağırlığın makul karşılanması ve o derslere de diğer derslere verilen önemin verilmesi öğrencinin faydasına olacaktır.

Meslekten arkadaşlarım için bir başka tavsiyem de güncel teknolojiler bağlamında olacaktır. Güncel olanın bilinmesi ve farkında olunması her bilgisayar mühendisi için bir ihtiyaçtır. Bununla birlikte; ilgili teknolojinin kaynakları veya tarihçesi ile birlikte teknolojinin felsefi kökenlerini de bilme ihtiyacı vardır. Örneğin, yedekleme birimlerinde gelinen son nokta bilinirken yedeklemenin atası olan dokuma tezgâhlarından alınan ilham da bilinmelidir. Dokuma tezgâhındaki bir motifin aslında bir nevi bir kayıt ortamı olduğunu bilen bir öğrenci yedekleme birimlerinin mantığını daha doğru şekilde anlayacaktır. Aynı şekilde; günümüzdeki mikroişlemci teknolojisini anlayabilmek için ilk icat edilen işlemcilerin mantığı iyi şekilde bilinmelidir. Güncel ve geçmiş bilgisi her ikisi de dengeli şekilde bilinmeli ve her yeni teknolojiye adaptasyon yeteneği kazanılmalıdır.

Zorlandığınız her noktada dünyaya hizmet sunan yazılımcıları hatırlayın. Güne takılmak yerine yarının yazılımcıları olmanın hayalini kurun. Sadece kodlama değil aynı zamanda algoritma kurmayı da öğrenin. Sadece kodlama değil aynı zamanda kodlama yapan bir ekibi yönetmeyi de öğrenin. Tek başına yapabileceğiniz işleri bile arkadaş gruplarınızla takımlar oluşturarak yapın. Yazılım geliştirmek üzerine yazılmış kitapları roman okur gibi okumak yerine okuduğunu uygulayarak okumayı tercih edin. Diğer bölümlerin öğrencileri gezerken siz onlar kadar gezmeyin. Bilgisayar mühendisi olmak ile gezmek tozmak arasında tercih yapın ve gezmeyi bir miktar ileriye atın. Eğer gezip tozacaksanız da lütfen kaldığınız derslerde hocalarınızı suçlamayın. Bu arada gezip tozmadığınız halde hoca problemi nedeniyle başarılı olamıyorsanız da teknolojik imkanlarla kendinizi destekleyin ve kendi kendine öğrenme yöntemine başvurun.  

Sevgili arkadaşlar zaman zaman gündeme düşen uyduruk haberler duyarsınız “Bilgisayar mühendisleri boş kalıyormuş” şeklinde, ben bugüne kadar işinin ehli hiçbir meslektaşımın boş kaldığını duymadım. Boş kalan arkadaşlar varsa da ya şanssızlıktan yahut kendini yetiştiremediği içindir. Siz kendinizi adam gibi yetiştirin işveren sizi arasın. Sıkın dişinizi ve aranan adam olun. O kadar zor olmamalı.

Hidayet Takçı

Temmuz 2016, Sivas   

22 Mayıs 2016 Pazar

MAHREMİYET (PRIVACY)

Amerikalı bir yargıç onu “kişinin yalnız kalma özgürlüğü” olarak tanımlıyor. Yine yasalardaki tariflerinden birisine göre “başkasının etkisi altında kalmadan karar verebilme” imkânı olarak karşımıza çıkıyor. Peki, nedir mahremiyet veya diğer ifadesiyle gizlilik. Bizler için önemi sadece sosyal açıdan değil bilimsel açıdan nedir hızlıca bir bakalım.

Konuya taksonomik açıdan yaklaşıldığında iki temel türü var: anayasal mahremiyet ve bilgi merkezli mahremiyet. Anayasal mahremiyet daha çok kişinin kararlarını özgürce ifade edebilmesi veya susma hakkını kullanmasıyla ilgili. Devletler vatandaşlarına bu konuda imkân sağlamakla yükümlü. Mahremiyetin bu sınıfında mahremiyeti sağlayacak olan güç vatandaşların birçok ihtiyacını karşılamakla yükümlü olan devlettir. Bilgi merkezli mahremiyette ise kontrol bilginin sahibi olan kişidedir. Yani kişiler kendilerine ait olan bilgileri/verileri istedikleri şekilde paylaşabilirler.

Bilgi merkezli mahremiyet özellikle son dönem yaşanan teknolojik gelişmeler nedeniyle daha gündemde olan mahremiyet çeşidi. Her gün bilgi, resim, yorum, beğeni v.s. paylaşımı yaptığımız sosyal medya kaynaklı sorunlar bilgi merkezli mahremiyet ile ilgili. Hadi biz o bilgileri bilinçsizce dahi olsa bilerek paylaşıyoruz. Başımıza bir şey gelse dahi bu bizim hatamızın sonucu. Ya bir de bizim bir hatamız olmadığı halde başımıza gelenler veya gelebilecek olanlara ne demeli. Örnek mi istiyorsunuz? Siz bir web sayfasına ikinci seferde daha hızlı girebilmek için bir şeye izin veriyorsunuz ve karşıdaki sistem sizin bilgisayarınıza adına çerez denen metin parçaları atıyor. Bu metin parçaları bilginiz haricinde sizden veri toplamada kullanılabiliyor. Ayrıca; siz bir web sitesinden hizmet almak için kayıt bilgileri veriyorsunuz ve bu bilgiler sizin izniniz olmadan başkalarına satılıyor. Bizim her bilgimizi, her görüşmemizi tutan dünyaca ünlü uygulamaların uluslararası istihbarat örgütleriyle veri paylaştığını sanırım herkes duymuştur. İnsanın aklına hemen anayasal koruma geliyor fakat kimin ülkesinin anayasasına göre korunacak. Hizmeti alanın yasaları farklı hizmeti sunanın yasaları farklı. Bu durum özellikle de adına bulut bilişim dediğimiz mecrada son derece vahim boyutlarda. Sahibi olmayan verilerin doğal olarak mahremiyet eksenli koruması da eksik.

Gelişen bilgi teknolojileri bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken diğer taraftan da bize zarar verebiliyor, en büyük zarar ise sanırım mahremiyet konusunda. Belki konuyu abarttığımı düşünen olabilir ama abartmadığımı bazı örneklerle ifade etmek istiyorum. Çok sıklıkla yaptığımız yerini bildir özelliği sayesinde saldırılara ne denli açık olduğumuzu dememe gerek var mı? Paylaştığımız resimler sayesinde inançlarımızla ilgili herkese ne kadar bilgi sunduğumuzun farkında mıyız? Bankacılık işlemlerinde sorulan annenin kızlık soyadı basit bir iki profil gezintisi ile bulunamıyor mu? Kişiler arasındaki gruplaşmalar uzman olmayan kişiler tarafından da tespit edilemiyor mu? Bunu artırmak mümkün. Ne yapmak mı lazım…

Eğer mahremiyet yasal olarak korunan bir olgu ise ve artık bütün dünya aynı ortam üzerinde geziniyorsa birleşmiş milletler oturmalı ve bilişimle ilgili bütün dünya ülkelerini bağlayan mahremiyeti destekleyici yasalar çıkarmalı. Kendi verilerini korumak durumunda olan biz vatandaşlar ise birincisi sosyal medya uygulamalarında hesap ayarlarının ne olduğuna çok iyi şekilde çalışmalı. Ayrıca, arkadaşlarınıza güveniyorsanız bile arkadaşlarınızın arkadaşlarına güvenmek durumunda olmadığınızı hatırlatmak isterim. Son bir tavsiye hep ortalıkta görünmek isteyen kişiler bu durum size faydadan çok zarar getirecektir biraz geride kalmayı lütfen öğrenin. Takip edin, paylaşın ama mahrem kalması gereken şeylerinizi de paylaşmayın yoksa sanal âlemin insafına güven olmaz J


Mayıs 2016, Sivas
Hidayet TAKCI

2 Ocak 2015 Cuma

BIG DATA NEDİR NE DEĞİLDİR?

Veri kavramının tanımını ilk duyduğumdan beri bu konuya bir gün olsun duyarsız kalamayan ben eğitim hayatım boyunca da hep bu kavram üzerinde durdum, düşündüm ve çalıştım. Veri yapıları, veritabanları, veri ambarı, veri madenciliği, metin madenciliği, veri keşfi ve veri analizi derken son dönemde bir de büyük veri kavramı ortaya çıktı. Bize de doğal olarak onu anlama ve üzerine çalışma görevi düştü.

1993 yılında tanıştığımız veri kavramıyla ilk münasebetimiz program kodları içerisinde doğru değişken tanımını yapmakla başladı. Atomik değişkenler yetmediğinde veri yapılarının nasıl kullanılacağı ve devamında verilerin dosyalarda ve diskte nasıl organize edileceğini öğrendik ve uyguladık. 1995 yılı Veritabanlarına Giriş dersini alıp da bu alanda çalışmaya karar kıldığım yıl oldu. Bitirme çalışmamız bir Veritabanı uygulaması oldu: Dingil 1. 0. Şu an ülkemizin önemli firmalarında mühendis olarak çalışan arkadaşlarla birlikte yaptığımız bu veri yoğun yazılım ilk ciddi veriye dayalı işimiz oldu. Devamında yüksek lisans ve doktorada veri merkezli çalışmalarımız. Yüksek lisansta web üzerinde veritabanı çalışarak INTERNETTE KÜTÜPHANE isimli tezimi yaptım. Doktora konum ise tam anlamıyla bir veri madenciliği çalışmasıydı: KARAKTER TABANLI DOKÜMAN DİLİ TANIMA SİSTEMİ TASARIMI. Eğitim almanın devamında eğitim verme aşamasına geldiğimde de isminde Veri olan bütün dersleri özenle yıllarca ben verdim ve vermeye devam ediyorum.

2005 yılında doktorayı bitirdiğimizde bizim veriye merakımızı gören TÜBİTAK sağ olsun bize veriye dayalı birçok projede hakemlik görevi verdi, vermeye devam ediyor, ben de zevkle görev yapıyorum. Bu görevler sırasında gördüğümüz olumlu, olumsuz örnekler bence çok değerli. Bu örnekler üzerinden halkımızın bu konuları ne denli anlayıp ne denli anlamadığını görme fırsatımız oluyor. Örneğin, 2005 yılında ilk hakemlik yapmaya başladığım yıllarda henüz Big Data konusu yoktu ama o zamanlar Veri Madenciliği gündemdeydi ve alanla ilgili çok sayıda proje önerisi önüme geliyordu. Ben o zaman şunu görmüştüm; firmaların çoğu İstatistik bile yapmadan Veri Madenciliği yaptığını iddia ediyor. Acaba neden insanlar İstatistik bile yapamazken Veri Madenciliği yaptığını iddia eder diye düşünürken aklıma şu geldi; “Veri madenciliği sihirli sözcüktür ve bu sözcükle proje kabul edilebilir”. Kabul edildi mi, en azından bana gelenler edilmedi J

Aradan yıllar geçti ve insanlar sonunda veri madenciliği projeleri yapmayı öğrendiler. Bu sefer de Web Madenciliği, log (günlük) madenciliği gibi konular gündeme geldi. Log kayıtlarının güvenliğini sorduğumuzda çok cevap alamadık genellikle. Log kayıtlarının birleştirilmesi de cevapsız kaldı.

Metin madenciliği kulağa hoş gelmeye başladı. Ben de çok sevindim bu işe, çünkü doktora tezim veri madenciliği kadar metin madenciliği ile de alakalıydı. Doğal dil dedik cevap alamadık, muğlaklık gidermeyi hiç soramadık. O konu kapanmadan bu sefer sentiment analiz. Olumlu ve olumsuz tamam ya nötr durumları nasıl bulursunuz dediğimizde onu bile yapan fazla çıkmadı.


Bütün bunları neye mi anlatıyorum, cevabı basit ve kısa. Yine insanlar moda bir kavram buldular kendilerine ve yine ıskalamaya devam ediyorlar da o yüzden. Sadece proje heveslileri ıskalasa neyse wikilerde bile çok doğru olmayan şeyler var. Diyor ki wiki hazretleri “…yaygın bilişimci inanışına göre, yapısal olmayan veri, değersizdi” ben de diyorum ki hadi oradan. Yapısal olmayan verinin bütün veriler içerisinde %90 gibi bir veri yığını oluşturduğu ve bu verinin değerlendirilmesi için de metin madenciliği yapıldığını sağır bilişimci bile bilir. Yine aynı wiki bir yerlerinde mevcut ilişkisel veritabanları sanki tutarsız veri tutuyormuş da big data tutarlı veri tutuyormuş gibi masal okuyor.

Son dönemde gerek wiki, gerekse konuya balıklama atlayan herkesin iddiası şu “ilişkisel veritabanları yetersiz kaldığı için big data kullanılacak ve ilişkisel veritabanları artık önemsizleşecek”. Big data konusunu yeterince anlamayan kişiler veritabanlarında yıllarca kullanılan özellikleri de big dataya ait gibi göstererek, veri ambarlarında çözülmüş olan farklı veri kaynaklarının birleştirilmesini de big dataya ait gibi göstererek sadece cehaletlerini ortaya koyuyorlar.

Bize göre big data, son dönemde artan veri kaynaklarına paralel olarak bunların entegre edilmesi, toplam veriden ortak bir bilgi çıkarılması ve bu iş yapılırken de bugüne kadar geliştirilmiş bütün veri analiz tekniklerinin birlikte kullanılması sürecidir. Big data eskiyi yıkıp üzerine bir şey inşa etmek değil, sadece yatay giden sorgulamaya dikey özellik katan, toplu işleme mantığı ile işlemleri ele alan, aynı anda paralel işleme ile sonuç elde eden yeni bir veri analiz yöntemidir. Eğer big data yapılacaksa veriyle ilgili olarak verinin farklı formatlarında çalışmış insanların ortaklığı ile yapılabilecektir. Yoksa bugüne kadar veri nedir bilmeyen insanların hemen birkaç ayda içine girip çıkabileceği bir şey değildir. Moda bir tabir olabilir ama moda gibi hafif bir konu değildir.

Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü
Yazılım Anabilim Dalı Başkanı

 0 (346) 219 10 10 / 24 62

15 Aralık 2014 Pazartesi

Hiçbir başarı tesadüf değildir...

Zorlu bir maçın sonlarına doğru canla başla çalışan takım öne geçer ve maçı sürpriz şekilde alır. Maç sonunda manzara duygusaldır. Başarılı takımın oyuncuları hocalarının yanına giderek onu omuzlarına alır ve başarılarını kutlarlar. Takım olmak iyidir, başarı için anahtar vazife taşır ama daha önemlisi çok sayıda insanı bir takım halinde bir arada tutabilmektir. İşte o işi de lider yönü olan hocalar yapar. 

2012 yılında ilk öğrencilerimizi aldığımızda çok fazla sesli düşünmesek bile sanırım hepimizin ortak düşüncesi üç hoca ile koca bir bölümü nasıl idare edeceğimiz idi. İlk öğrencilerin heyecanı ile insan üstü çaba göstererek bir şeyler yapmaya çalıştık. Hemen kulüp kurarak eksik kalan taraflarını etkinliklerle kapatalım istedik ama bu kadar hızı kaldıramadı hiç kimse. 

2013 yılı çok hızlı geldi. Bu sefer yeni öğrencilerimiz de aramıza katılmıştı. Gece ve Gündüz öğretim, 1. ve 2. sınıf derken tam 220 öğrencimiz vardı. Toplam dört sınıfı iki yılda doldurmuştuk. Canımız çıkıyordu ama olsun epeyce bir öğrencimiz vardı ya. Bu sefer artık kulübümüzü kurmalıydık ve kurduk da. Aceleye geldi diyen oldu, adil olmadı diyen oldu ama sonunda bir kulübümüz oldu. Yapılan hangi iş eleştirilmiyor ki diyerek ses çıkarmadık. 

Kulübümüz sudan çıkmış balık hesabı neredeyse bir yıl boyunca etkinlik yapamadı. Kahvaltı ve yemek organizasyonları bize göre çok başarılıydı ama etkinlik değildi, gezi de aynı şekilde. Ve bu senenin başında oturup ciddi şekilde konuştuk. Bu iş olmalı dedik. Bu etkinlikler yapılmalı, yoksa daha 1 yaşında olan kulübümüz kapanacak. 

Sıkı toplantımızın ardından sadece 2 ay geçti. 1 yıl boyunca üç etkinlik yapamamış kulübümüz 5 Aralık Dünya Mühendisler gününde 5 etkinlik yaptı. 10 Aralık tarihinde Türkiye'de bizden önce 7 üniversitede yapılmış olan bir dev etkinliği başardı, GDG DevFest Sivas. Ve son anda nur topu gibi bir etkinliğimiz daha oldu. Sivas Milletvekilimiz Nursuna Hanım ile bir etkinlik daha. Üç ay olmadan 7 etkinlik yapmış olacağız nasipse. İşte bu tam da maç sonunda maçın alınması gibi bir şey. 2014 başında pek de iyi bir performans gösteremeyen kulübümüz 2014 sonunda bomba gibi faaliyetlerle deyim yerindeyse yeri yerinden oynattı. 

Bu başarı bütün takımın, biz ise o takıma hocalık yapabildiysek ne mutlu bize. Ben başarıyı takıma mal ediyorum ama geçen gün etkinlikteki alkışlardan anladığıma göre öğrenciler de bizim katkılarımızı görmüş olmalılar...

14 Mayıs 2014 Çarşamba

ANNEM...


Yıllar önceydi, babam hakkında bir yazı kaleme aldıktan sonra niyetlenmiş fakat cesaret edememiştim annem hakkında yazmaya. İnanması zor gelebilir ama annemi anlatır da bir yerleri eksik bırakır ve annemi eksik bıraktıklarım için üzerim diye yazamamıştım. Cesaretim yettiğinde yazacaktım… ama şimdi hem cesaretim her zamankinden düşük, hem daha yalnızım hem de yazıyorum. Vefatının bana verdiği derin teessür ile yazıyorum. Duygularımı yazıya dökerek hafifletmek için yazıyorum. Bir evladın annesine bir görevi olarak yazıyorum…

Herkesin annesi kendine ne kadar özel ve kıymetli ise benimki de bana özel ve bir o kadar da değerli. Siması simama benzeyen annem benim. Küçük bir çocukken “Kimin oğlusun” diye sormaya bile gerek duymadan annemi tanıyan herkes bana “sen Latife’nin oğlusun değil mi” derlerdi. Bunu her seferinde gelir anneme anlatırdım ve annem mutlu olurdu, kim mutlu olmaz ki evladının kendine benzemesinden.

Annemle yayla yolculuklarımız da meşhurdur. Annem yaylaya çalışmaya giderken, yayladan kasabaya dönerken genellikle merkep ile yolculuk yapar, yanına da küçük bey olarak beni alırdı. Benden büyük iki kardeşim ve benden küçük iki kardeşim kız olunca ben yıllarca annemin yol arkadaşı oldum. İyi bir sürücü olan annem ile yıllarca o yollarda birlikte gittik geldik. Diğer kardeşlerimden şanslı olduğum bir konudur annemin sıcaklığı ve güveni ile o yollarda yolculuk yapmak.

Yine hiç unutmam 12 yaş civarında artık yayla yollarında tek başına gidip gelmeye başlamıştım. (afedersiniz) merkebe yüklenen odun, ot ne olursa ben o yükü yayladan alır kasabaya götürürdüm. Annem ise yükü çoğu zaman tek başına yükler, beni tembihler ve yolculardı. Her telin yolculuğu benim için gurbetti, daha o yıllarda hemen her gün gurbeti yaşar ve yollarda hüzünlenerek gider gelirdim. O yıllar, canım annemin belki en kuvvetli olduğu yıllardı. Bahçeye koşarak gider, yine bahçeden koşarak gelirdi.

Hem evimizin önüne seki yapar, nane, reyhan, birçok çeşit çiçek diker hem de bahçelerimizin hepsine; fasulye, patates, soğan, salatalık, domates, kimi zaman nohut, karpuz, v.s. dikerdi. Nasıl dikmesin ki, evde irili ufaklı sekiz on çocuk sadece bir inşaat ustasının bilek gücü ile geçinemez ki. Annem önümüzde olur biz ise onu yarım yamalak desteklerdik. Babam da çok çalışkan bir insandı muhakkak ama el işine gitmekten ev işine fırsatı olmazdı ki adamın.

Anneme yardım etmeye kendimi öyle kaptırmıştım ki ortaokul sonunda sınava girerken (çocukça) tek düşüncem “ben okula gidersem anneme babama kim yardım eder” idi. O kaygılar içerisinde, biraz da tembellik ile okul sonu sınavlarında başarısız oldum. İnanması zor gelebilir ama başaramadığım için sevindiğim nadir olaylardan biridir. Annem ile çalışma zevki böyle bir şeydi işte.

Her anne bir miktar evladının arkadaşıdır muhakkak ama biz daha iyi arkadaştık, Allah biliyor. Annemin geçmişe dair anlattıklarını her seferinde pür dikkat dinler ve kendimce çıkarsamalarda bulunurdum. Çocuk aklımla kim daha güvenilir kim daha güvenilmez konusunu düşünür dururdum. Rahmetli Sultan ebemin yaşam öyküsü çok içli gelirdi her daim. Ayrıca, yıllarca yatakta hasta yatan dedem ve annem ile teyzelerimin çileli hayatı beni derinden üzerdi. Annemin çocuk yaşta gelin olması, bebesinin ölümü ve ona üzülmesi beni de çok fazla etkilerdi.

Annem benim, her zaman üzecek değil ya, kimi zaman gerçek hayatın komik yanlarını, kimi zaman ise işittiği fıkraları bizimle paylaşırdı.

Annemin beni motive eden yönü de takdire şayandır. İlkokul yıllarında oldukça vasat bir öğrenci olan ben’i ortaokul yıllarında adam etmiştir onun yönlendirmesi. Hiç unutmam ortaokul birinci sınıftayım, sülalemizin değerli eğitimcilerinden İbrahim öğretmen bir gün bize geldi. Anneme beni şikâyet etti. “Hidayet’in kafası çalışıyor kendi çalışmıyor” dedi. Bana sordular “Hiç zayıf dersin var mı” “Yok” “Pekiyi Teşekkür alabiliyor musun” “Yok” deyince “bre akılsız” dediler “biraz çalışsan teşekkür alırsın”. Bu motivasyon ve annemin her daim desteği ile doktora eğitimim bitene kadar ve hatta hala ders çalışıyorum, hem de günlük. Demek ki annelere çok iş düşüyor, yeter ki yaklaşmasını bilsinler evlatlarına.

Yıllar birbirini kovaladı ve zaman geldi çattı ben Üniversite’yi kazandım. O zaman telefon yok mektup var. Okuması olan ama yazması iyi olmayan annem kardeşlerime defalarca mektup yazdırarak bizi gurbet ellerde yalnız bırakmadı, ayrıca motivasyonları hiç eksik olmadı.

Evlilik çağımız geldiğinde bir karar vermemiz gerekiyordu, kime danışacağım, tabiî ki anneme. Annem ile uzun uzun konuşmalarımızın sonrasında amca kızında karar kıldık. Annemin onay verdiği birisi ile evlenerek annemi sanırım o konuda da mahcup etmedim. Annem de doğru seçim konusunda sağ olsun bana destek oldu.

Evet, her başım sıkıştığında aradığım annem yok artık, her engelde arkamdan itekleyen gücüm de yok, ama rüyalarımız ne güne duruyor. İnşallah rüyalarımızda sohbete devam edeceğiz. Telin benim için artık daha değerli çünkü annem orada yatıyor. Ve bir karar verirken annem olsa şöyle isterdi diyerek karar verecek ve yine ortak karar vermeye devam edeceğiz.

Anacığım, mekanın cennet olsun, bize en güzel şekilde anlattığın cennetlerde konakla inşallah. Kabrin cennet bahçelerinden bir bahçe olur inşallah. Seni seviyoruz, bu can bu bedende olduğu müddetçe her duamızda ilk sırada sen olacaksın anne. Hatalar yaptıysak ne olur affet bizi…


7 Mayıs 2014 Çarşamba

Cumhuriyet Üniversitesi ve Sivas

Yıl 1974, Sivas'ın ileri gelenlerinin önderliğinde Sivas'ın ihtiyacı olan bir eğitim kurumu, Cumhuriyet Üniversitesi kuruluyor. Şehir mutlu, şehir umutlu. Cumhuriyet şehrinde ona en uygun isim tabi ki Cumhuriyet olmalı ve oluyor. 

Yıllar o kadar çabuk geçiyor ki; üniversite bu yıl 40. yılını kutlamakta. 40 bin civarında öğrencisi, 1000'e yakın öğretim üyesi, bir o kadar da geriye kalan öğretim kadrosu, öğretim görevlisi, araştırma görevlisi, okutmanı v.s. Sadece bir fakültesi bile birçok Üniversiteden daha kalabalık. Sayı tek başına bir üniversite için üstünlük kabul edildiğinde üniversitemiz epeyce iyi durumda ama tabi ki nicelik yerine üniversitelerde nitelik önem kazanıyor. 

Örneğin 6000 civarında öğrencisi olan, 15-16 bölümü olan bir dekanlık bu kadar yükü taşıyabilir mi? bu kadar öğretim elemanını, öğrenciyi iyi şekilde koordine edebilir mi? kocaman bir soru işareti. Ayrıca bir üniversite her bölüme bir sürü öğrenci almak ve ondan sonra ona yetişememek ister mi? Evet bu sorular uzar gider, gelin iyisi mi sorular çok artmadan biz onları cevaplandırmaya çalışalım.

Öğretim üyesi, araştırma görevlisi, öğretim görevlisiyle birlikte 25 civarında akademisyeni bulunan bir bölümde hasbelkader 14 yıl çalışma imkanım oldu Cumhuriyet Üniversitesi'ne gelmeden önce. Toplamda 25 öğretim elemanının olduğu bölümümüzde en son ayrıldığımda 200 civarında bir öğrenci vardı. Buna ek olarak yüksek lisans ve doktora öğrencileri de 50 kişi olsa toplamda 250 civarında öğrenci ve 25 akademisyen. Kolay bir bölme işlemi olacak yapacağımız. Öğrenci sayısı/öğretim elemanı sayısı=10, yani eski okulumda her 10 öğrenciye bir öğretim elemanı düşüyor. Yeni okulumda ve yeni bölümümde ise 200 civarında öğrencimiz ve 3 tanesi öğretim üyesi olmak üzere toplam 5 adet öğretim elemanımız var. Yani, her 40 öğrenciye 1 öğretim elemanı düşüyor. Sadece bu oranlar olsa iyi. Eski okulumda 1 adet profesör, 4-5 adet doçent, 2-3 adet yardımcı doçent, doktorasını bitirmiş 2 öğretim görevlisi ve çoğu doktora yapan bir sürü araştırma görevlisi arkadaş var. Ya burada durum ne? 3 adet yardımcı doçent ve ufukta doçentlik çok gözükmüyor, 2 adet araştırma görevlisi ve onlardan birisi daha yüksek lisans ders aşamasında. 

Bu kadar öğrenciyi biz mi istedik, vallahi yok. Biz 30-35 istedik, YÖK bize 55-60 gönderdi. Biz asistan istedik rektörlükte kadro olmadığı için 2 taneden fazla alamadık. Biz öğretim üyesi istiyoruz, Rektörlük'te bulun alalım diyor ama bulamıyoruz veya bulduklarımız Sivas'a gelmek istemiyor. Ankara'da, İstanbul'da doktorasını bitirmiş, kadro alamadığı için Araştırma Görevlisi olarak çalışan çok tanıdığımız var (kimisi de Sivaslı), rica minnet ediyoruz "neden geleyim?" diyor. Evet, bu kadar çok öğrenciyi biz bölüm olarak istemedik ama gelenin de başımızın üstünde yeri var, ne yapalım kovalım mı? Üniversitenin tavrı da bence bu yönde. Kimisi öğrenci çokluğu ve şehre getirdiği katma değerden bahsediyor ama keşke öğrenci sayısı az olsa da o katma değeri Üniversite öğretim üyeleri yaptığı projelerle sağlasa. 

Şehir, kuruluşundan bu yana haklı olarak üniversiteden bir şey bekliyor ama üniversitenin de başta bazı bölümlerdeki öğretim elemanı eksikliği olmak üzere kendi iç problemleri bir şeyler yapmaya mani oluyor. Bununla birlikte; kimi zaman şehrin basınında çıkan üniversite haberlerini okuduğunuzda üzülüyorsunuz, bu kadar da değil diyorsunuz. Örneğin, okulumuza başka şehirlerden ÖYP kapsamında gelen öğrencilere arada bir soruyorum. "Üniversitemizin eksikleri var ama siz burayı tercih etmişsiniz, nedeni nedir" diye. Onlardan aldığım cevaplar beni mutlu ediyor. Ve görüyorum ki üniversite sıralamalarına yansımasa bile üniversitemizin iyi olduğu bir çok alan var. Örneğin, sıklıkla eleştirilen diş hekimliği fakültesine Çukurova Üniversitesinden gelen bir akademisyen arkadaş Cumhuriyet Üniversitesinin hoca bakımından daha iyi durumda olduğunu ifade ediyor. Belki son dönemde hep hastane üzerine eleştiriler yapılıyor ama merak ediyorum acaba kaç kişi Hacettepe Üniversitesinin bile alamadığı uluslararası denklik diplomasını Üniversitemiz Tıp Fakültesinin aldığını biliyor. 

Sevgili dostlar, hep karşılaştırmalarda yanı başımızdaki Kayseri örnek gösterilir, onlar ileri biz geriyiz v.s. diye. Evet onlar ileri ama şehrin üniversiteye desteği anlamında da ileriler. Yani şehrin hayırseverleri çok ciddi şekilde üniversitelerine destek veriyor ve birlikte büyüyorlar. Tamam kabul Kızılırmak nehri şehir ile üniversiteyi ayırmış olabilir ama kalplerdeki ayrılık neden. Daha makul eleştirilerle, daha fazla destekle bu Üniversitemizi gelin hep birlikte büyütelim. 

Üniversitede hatalar mutlaka oluyordur ama bunu basın yoluyla abartmanın şehre bir faydası yoktur. Lütfen Üniversite aleyhinde (çok da doğruluğu olmayan) ithamlarla zaten çok iyi durumda olmayan Üniversiteyi ayaklarından tutup biraz daha aşağıya sürüklemeyin. 

Saygı ve selamlarımla,

Hidayet TAKCI
Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi

17 Şubat 2014 Pazartesi

Bilişim teknolojileri nereye gidiyor?

Başlık çok iddialı mutlaka ama içerik bu konuya sadece benim bakış açımı sunabilecek durumda. Oturduğum yerden gözlediklerimi, gezerek gördüklerimi, hakemlik, izleyicilik, juri üyeliği ve bilirkişilik gibi görevlerden edindiğim bilgi birikimini özet olarak bu yazıda paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce benim de yakından ilgili olduğum data mining (veri madenciliği) ve text mining (metin madenciliği) konularının her geçen gün artan önemi beni son derece mutlu ediyor. Bu konularla ontolojik olarak ilişkili olan; doğal dil işleme, duygu analizi, kullanıcı davranışlarının anlaşılması ve web log madenciliği gibi konularda çalışmalarda bolca yer alıyor.

Veri analizi çalışmalarına artan ilgi paralelinde veri analiziyle ilişkili veri ambarı ve big data gibi konuları da gündeme getirmiş. İlişkisel ve ilişkisel olmayan veriden insanlar faydalanmak, bunlardan değerli bilgi çıkarmak istiyor.

Nispeten daha donanımsal tarafta ise hiç şüphesiz mikroçipler ve rfid kullanımının arttığını görüyoruz. Hasta takibi, hayvan takibi, çocuk takibi derken kişiler takip üzerine yaptıkları kurgularda ister istemez donanıma başvuruyor. Buna ilaveten olay tabi ki sadece donanımla sınırlı kalamıyor ve uç birimlerden gelen veri yine yazılım tarafından kontrol ediliyor. Takip anlamında sadece çip ve rfid değil bunlara ek olarak gps, gprs, ips, rtls gibi teknolojiler de gündemde. Kimisi bunlardan bazısını kimisi ise projelerde bunların hepsini bir arada kullanıyor. Konunun önemini en iyi örnekleyen araç takip sistemi olmakla birlikte, son zamanlarda bir ilacın bile üretimden tüketime takibi bu teknolojilerle sağlanıyor.

Bilişim alanının bir önemli konusu da bilgisayar ağları. Bilgisayar ağlarında son zamanlarda çalışılan ciddi konulardan birisi servis kalitesi ve içeriğin kayıpsız iletimi, özellikle de udp protokolünde. Buna ek olarak aktarılan verinin miktarı arttıkça bunların performanslı bir şekilde taşınması (hızlı ağlar ve yönlendirme teknolojileri) önem kazanmış durumda. Belki çok fazla duyulmamış olmakla birlikte insan kaynaklı ağlar bile konuşulur olmuş. Kişilerin kendi iç mekanizmalarında ve diğer kişilerle iletişimlerinde bu yeni tür ağlardan bahsedilir olmuş.

Kullanım açısından karşımıza çıkan şeyler ise kısaca şunlar; hayatı kolaylaştıran teknolojiler. Engellileri de dışarıda bırakmayan hizmet çeşitleri. Daha kullanışlı (kullanıcı dostu) tasarımlar. Çok fazla bilgiye gerek kalmadan da bilgi teknolojilerinin kullanılabilmesi. Kişilerin tanınması ve onlara öneriler getirilmesi.
Yazıma başlarken de ifade ettiğim gibi alan tabi ki sadece bunlardan meydana gelmiyor, bir yazılımcı olarak benim karşıma çıkan şeyler bunlar.

Sevgi ve selamlarımla,

Hidayet Takcı

C.Ü. Öğretim Üyesi   

1 Ocak 2014 Çarşamba

Sivas için can simidi: Yazılım


Sıra bana gelseydi soracaktım sayın belediye başkan adayına “bilişime bakışınız nedir? Yazılım konusunda bir şeyler yapmayı planlıyor musunuz?” diye ama bir türlü sıra gelmek bilmedi diğer daha önemli (!) sorular yüzünden…

Sivas’ın görünen en önemli sorunu elbette bence de otopark sorunu ama onu bilmeyen ve söylemeyen yok, önemli olan çok söylenmeyen ve şehre daha fayda getirecek şeyler söyleyebilmek, uygulayabilmek olmalı. Yazılım işte böyle bir konu. Sanayisi maalesef yeteri kadar büyüyememiş bir şehir için önemli bir sektör.

Mevcuda bakacak olursanız sıfır seviyesinin üstünde bir görüntü var şehirde ama ulusal ölçeği kıstas aldığınızda durum hiç de iyi değil. Yıllarca İstanbul-Gebze-Kocaeli hattında bulunmuş, ciddi projelerde hakemlik+izleyicilik yapmış birisi olarak bakıyorum ve mevcut manzara maalesef içler acısı. Yazılım yapılıyor yapılmasına da yazılım kalite standartlarına göre değil, yazılım yapılıyor yapılmasına da yazılımı yapan bile sanırım dönüp baktığında kendi yazılımını anlayamıyor.

Her iş gibi yazılımın da mutlaka yöntemi var. Yazılım mühendisliği kavramı ile özetlenebilecek bu süreçler maalesef şehirde yeteri kadar iyi bilinmediği için yapılan yazılımlar da maalesef ulusal ölçekte olamıyor, başkaları uluslar arası ölçeklerde yazılım yaparken.

Yazılım neden önemli ve şehri yönetmeye niyet edenlerin neden bu konuya ilgi göstermesi gerekiyor konusuna dönmek istiyorum. Yazılımın önemi şuradan geliyor, yazılım üretimi için çok fazla hammadde ihtiyacınız yok. Orta halli bir bilgisayar, normalin üstünde alınmış bir eğitim, biraz tecrübe ve girişimci fikirler ile rahatça yazılım yapabilirsiniz. Orta halli bir bilgisayara taksit yardımıyla orta halli herkesin gücü yeter. Yazılım eğitimi ise genelde okullarda verilmekle birlikte hızlandırılmış kurslarla, örneğin sürekli eğitim merkezinin imkânları ve bizim desteklerimizle verilebilir. Tecrübe için bir belki iki yıl yeterli. Bir iki yıl bir berber çırağı için bile kısa bir süre olmalı. Girişimci fikirler için ise memleket insanına güvenimiz sonsuz.

Şehrin yöneticilerinin konu ile ilişkisi ne derseniz. Bir şehrin ileri gelenleri bir konuyu o şehrin politikası haline getirirse konunun yaygınlaşması, destek bulması kolaylaşacaktır. Halk eğitim merkezleri, üniversite ve belediye imkânları bir araya gelerek yazılım yönü yüksek bir şehir inşa edilebilir. Şehrin bu yönde potansiyeli görüldükten sonra da şehir yazılım şehri olacak ve ciddi yazılım projeleri bu şehirden çıkabilecektir.

Kabul ediyorum şehrimiz sanayi açısından çok şanslı değil ama yazılım açısından şanslı. Sebebini az önce ifade ettim, yazılım geliştirmek için çok fazla şeye ihtiyaç yok. İhtiyaç olan da elimizde var.

Önümüzdeki seçimlerde kimin belediye başkanı olacağını bilmiyorum ama kim olursa olsun ondan ricam yazılım konusuna (şehrin hayrı için) özel önem vermesi. İnanın tarih onu hayırla yâd edecektir.

 Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı

Cumhuriyet Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü

Yazılım Anabilim Dalı Başkanı

16 Kasım 2012 Cuma

HACKER veya daha kötüsü CRACKER


Gözünü sevdiğimin bilim ve teknolojisi genellikle iyi olanı hedefler ama bilim ve teknoloji kötü insanın eline düşünce işte o zaman başlar bütün kötülükler. Kötülerde aslında bir zamanlar daha kötünün eline düştükleri için doğduklarında sahip oldukları fıtri iyilikleri kaybetmiştir ama ezelden kalan iyilikleri anmanın vakti çoktan geçmiştir onlar için. Sistemlerini çoktan kaybetmiş ve içlerine giren kötü ruhların adamı olmuşlardır onlar.

Bilişimle yatıp bilişimle kalktığımız şu günlerde kötüye ve kötülüğe bir de bilişim açısından bakmakta fayda var galiba. Hepinizin malumudur bilişim alanının kötüsü hacker olarak bildiğimiz ama aslında cracker olan kişilerdir. Yani, sizden izinsiz olarak sizin olana el uzatan, deyim yerindeyse mahrem alanınıza giren, tecavüz eden, zarar veren ve bundan genellikle haz duyan tipler. Aslında şu an pek doğru kullanılmasa da hacker kötü niyetli olmayıp aslında sisteminizdeki kusurları size bildiren fakat zarar vermeyen kişileri ifade eder. Cracker ise sisteminize giren, üstüne üstelik bir de zarar veren kişileri ifade ediyor. Çinde idam edilen tipler aslında cracker olarak tanımlayabileceğimiz tipler.

Hacker veya cracker bir sisteme nasıl giriyor? Nasıl edip de başarılı operasyonlar yapıyor ve neden yapıyor bu hastaca işleri hızlı bir bakış atalım.

Her sistemin aslında açık kapıları vardır. Bu açık kapılar bazen bilinçli olarak bırakılır. Örneğin bilgisayarının şifresini sıklıkla kaybeden insanlar bilgisayarlarını yeniden kullanabilsin diye bütün bilgisayarları açmakta kullanılan şifreler vardı. Bu şifreler kötü niyetli kişilerin eline geçene kadar önemli bir ihtiyacı gideriyordu, ne zaman ki bu şifreler olmaması gereken kişilerin eline geçti o zaman işte mertlik bozuldu. Daha anlaşılır şekilde ifade etmek gerekirse; siz bir bina yapıyorsunuz, yangın merdiveni koyuyorsunuz binaya acil çıkışlar için fakat bunu hırsızlar kullanıyor. Veya günümüze gelecek olursak; kişilerin e-mail şifrelerini kırılıyor, ondan sonra onurunu kırıcı şekilde hesabına giriliyor ve hesabındaki özel her şeyi ele geçiriliyor. Ondan sonrası saldırgan efendinin insafına kalmış.

Hacker veya cracker olarak kişilere zarar veren insancıklar aslında bütün insanlığa karşı bir suç işliyor, insan hakkı ihlali suçu. Bazı ülkelerde bu suçun karşılığı çok ağır, memleketimizde ise yavaş yavaş olması gereken ceza verilmeye başlandı.

Kişilerin hesabına girmek veya bilgisayar sistemlerine zarar vermek için çeşitli motivasyonlar var. En önemli motivasyon ise intikam. Bir şekilde kendine düşman hissettiği kişiye insanlar zarar vermeye çalışıyor. Kimileri kendilerini ispat için bunu yapıyor. Ne kadar bilgili olduğunun ispatı oluyor bu. Kimileri banka hesaplarına girerek hesabına para geçiriyor. Bazıları tehdit ve şantaj amaçlı yapıyor bu işleri. Neresinden bakılırsa bakılsın yasal olmayan bir yöntemden kazanç ümidiyle yapılıyor bu işler.

Malumunuz yıllardır bir kısım insanlar bıkmadan usanmadan virüs, trojan, worm v.s. yazıyor, dağıtıyor antivirüs yazılımları ise bunlarla mücadele ediyor. Yani iyilerle kötülerin mücadelesi insanlığın başlangıcından bugüne devam ediyor, insanlığın sonuna kadar da devam edecek. Eğer iyiler olmasa inanın dünya şu an yaşanılır bir yer olmazdı, belki bugün de çok sorunlar var ama çok daha fazla olurdu duyarlı insanlar olmasaydı.

Hacker ve cracker olmaya devam edecek bundan sonra da, diğer suçlular gibi. Bizler ise her platformda; bilimsel, mühendislik ve toplumsal açıdan onlarla mücadele edeceğiz ve etmeliyiz de. Bu türden insanlara karşı yapılacak en son iş korkup sinmektir, dolayısıyla bilinç ve kararlılıkla mücadele etmek ve en az onlar kadar cesur olmak zorundayız.

Mesele ciddidir, lütfen dikkate alınız.