16 Kasım 2012 Cuma

HACKER veya daha kötüsü CRACKER


Gözünü sevdiğimin bilim ve teknolojisi genellikle iyi olanı hedefler ama bilim ve teknoloji kötü insanın eline düşünce işte o zaman başlar bütün kötülükler. Kötülerde aslında bir zamanlar daha kötünün eline düştükleri için doğduklarında sahip oldukları fıtri iyilikleri kaybetmiştir ama ezelden kalan iyilikleri anmanın vakti çoktan geçmiştir onlar için. Sistemlerini çoktan kaybetmiş ve içlerine giren kötü ruhların adamı olmuşlardır onlar.

Bilişimle yatıp bilişimle kalktığımız şu günlerde kötüye ve kötülüğe bir de bilişim açısından bakmakta fayda var galiba. Hepinizin malumudur bilişim alanının kötüsü hacker olarak bildiğimiz ama aslında cracker olan kişilerdir. Yani, sizden izinsiz olarak sizin olana el uzatan, deyim yerindeyse mahrem alanınıza giren, tecavüz eden, zarar veren ve bundan genellikle haz duyan tipler. Aslında şu an pek doğru kullanılmasa da hacker kötü niyetli olmayıp aslında sisteminizdeki kusurları size bildiren fakat zarar vermeyen kişileri ifade eder. Cracker ise sisteminize giren, üstüne üstelik bir de zarar veren kişileri ifade ediyor. Çinde idam edilen tipler aslında cracker olarak tanımlayabileceğimiz tipler.

Hacker veya cracker bir sisteme nasıl giriyor? Nasıl edip de başarılı operasyonlar yapıyor ve neden yapıyor bu hastaca işleri hızlı bir bakış atalım.

Her sistemin aslında açık kapıları vardır. Bu açık kapılar bazen bilinçli olarak bırakılır. Örneğin bilgisayarının şifresini sıklıkla kaybeden insanlar bilgisayarlarını yeniden kullanabilsin diye bütün bilgisayarları açmakta kullanılan şifreler vardı. Bu şifreler kötü niyetli kişilerin eline geçene kadar önemli bir ihtiyacı gideriyordu, ne zaman ki bu şifreler olmaması gereken kişilerin eline geçti o zaman işte mertlik bozuldu. Daha anlaşılır şekilde ifade etmek gerekirse; siz bir bina yapıyorsunuz, yangın merdiveni koyuyorsunuz binaya acil çıkışlar için fakat bunu hırsızlar kullanıyor. Veya günümüze gelecek olursak; kişilerin e-mail şifrelerini kırılıyor, ondan sonra onurunu kırıcı şekilde hesabına giriliyor ve hesabındaki özel her şeyi ele geçiriliyor. Ondan sonrası saldırgan efendinin insafına kalmış.

Hacker veya cracker olarak kişilere zarar veren insancıklar aslında bütün insanlığa karşı bir suç işliyor, insan hakkı ihlali suçu. Bazı ülkelerde bu suçun karşılığı çok ağır, memleketimizde ise yavaş yavaş olması gereken ceza verilmeye başlandı.

Kişilerin hesabına girmek veya bilgisayar sistemlerine zarar vermek için çeşitli motivasyonlar var. En önemli motivasyon ise intikam. Bir şekilde kendine düşman hissettiği kişiye insanlar zarar vermeye çalışıyor. Kimileri kendilerini ispat için bunu yapıyor. Ne kadar bilgili olduğunun ispatı oluyor bu. Kimileri banka hesaplarına girerek hesabına para geçiriyor. Bazıları tehdit ve şantaj amaçlı yapıyor bu işleri. Neresinden bakılırsa bakılsın yasal olmayan bir yöntemden kazanç ümidiyle yapılıyor bu işler.

Malumunuz yıllardır bir kısım insanlar bıkmadan usanmadan virüs, trojan, worm v.s. yazıyor, dağıtıyor antivirüs yazılımları ise bunlarla mücadele ediyor. Yani iyilerle kötülerin mücadelesi insanlığın başlangıcından bugüne devam ediyor, insanlığın sonuna kadar da devam edecek. Eğer iyiler olmasa inanın dünya şu an yaşanılır bir yer olmazdı, belki bugün de çok sorunlar var ama çok daha fazla olurdu duyarlı insanlar olmasaydı.

Hacker ve cracker olmaya devam edecek bundan sonra da, diğer suçlular gibi. Bizler ise her platformda; bilimsel, mühendislik ve toplumsal açıdan onlarla mücadele edeceğiz ve etmeliyiz de. Bu türden insanlara karşı yapılacak en son iş korkup sinmektir, dolayısıyla bilinç ve kararlılıkla mücadele etmek ve en az onlar kadar cesur olmak zorundayız.

Mesele ciddidir, lütfen dikkate alınız.     

3 Kasım 2012 Cumartesi

ÜNİVERSİTENİN İTİBARI


Çocuğu dershaneye götürdükten sonra uzandım Selçuklu çay bahçesine ve kapalı bölümde bir çay sipariş ettim yanında poğaça ile birlikte. Poğaçayı elimle bölüp bölüp, çayı yudum yudum çekerek götürürken bir baktım amcanın biri almış sazı eline ve bir yerlere verip veriştiriyor. Verip veriştirdikleri arasında üniversiteler olmasa sanırım kulak bile kabartmayacaktım –çünkü öylelerinden her yerde o kadar çok ki- ama algıda seçicilik üniversitelere veriştirmeye başlayınca çaktırmadan başladım dinlemeye. Eğer dinlediğimi belli etseydim daha bir heyecan ile saçmalar ve saçmalamasına ben yataklık etmiş olurdum.

Çok bilmiş amca neler anlatmıyordu ki; hiçbir üniversitemizin dünya klasmanında yer almadığından tutun da üniversitelerin öğrencilere hiçbir şey veremediğine kadar. Ara sıra da gene de okumak güzel şey diye sıkıştırmaları da kendini haklı çıkarma çabası gibiydi. Yanındaki onu destekliyor, bizim amca attıkça atıyordu. Yine müzmin bir hastalıktı amcanınki; kötü örnekler üzerinden bütünü harcamak. Bazı hatalardan dolayı bütün üniversiteleri harcıyordu. Yanındaki amcanın öğrencinin kendinde olacak, öğrenci kendini yetiştirdi yetiştirdi yoksa hocaların bir şey yaptığı yok. El insaf ki ne insaf. O hiç beğenmedikleri üniversitelerin bir mensubu olarak inanın terbiyemden onlara cevap bile vermedim. Cevap versem mutlaka onların da çok değerli cevapları olacaktı çünkü.

Değerli dostlar, memleketimizde, belki de bütün dünyada son zamanlarda acımasızca yapılan bir şey var; İTİBARSIZLAŞTIRMA. İnsanlar kavgalı oldukları kurum ve kuruluşları bir dillerine doladılar mı Allah yardım etsin o kurum ve kuruluşlara. Bir zamanlar bilge özelliklere sahip bir dedemizin çok güzel bir sözü vardı, derdi ki “Oğul, hiçbir topluluğu kökten kötülemeyin, mutlaka içinde iyiler vardır”, bu sözün tersi de doğru. Fakat, kolay geldiği için hemen herkes genelleştirmelerle işin kolayına kaçıyor ve ondan sonra iletişim uçurumları açılıyor da açılıyor. Diyalog sadece kelime olarak kalıyor. Vatandaş ile üniversite, bazen de vatandaş ile başka bir kurum birbirine düşman oluveriyor. İyi ama o kurumlarda yer alanlar da bu memleketin bir bireyi değil mi. Eleştirisi sıklıkla yapılan kurumlarda herkesin ama herkesin bir parçası yok mu, var tabi ki, iyi o zaman dert ne? Dert şu, insanlar yerine göre kendi nefsinden başka demek ki kimseyi düşünmüyor ve beğenmiyor. Kendileri dev aynasında gören tipler herkesi de küçük aynalarda görüyor. Çukur ve tümsek aynalar konusuna bakınız J

Sevgili dostlar, şimdi hep birlikte bir mahalle düşünelim. Özellikle de modern dünyanın bir sonucu olarak mahalledeki kişilerin hiçbiri diğerini tanımıyor. Hatta bazen aynı apartmandaki komşularımızı bile tanımıyoruz. Mahallemizden birisi tutsa hırsızlık yapsa bütün mahalle hırsız sayılabilir mi? Ayrıca başkasının mahallesinde sorun varsa bizim mahallemizde de olabilir. Yok birbirimizden farkımız yani.

Bu memleketin üniversitelerini eleştirenlere soruyorum memleketin her kurumu ve her işi dört dörtlükte tek sorun üniversitelerde mi. Ayrıca siz hocaların akademik çalışmaların için neler yaptığını biliyor musunuz? Uykusuz geceler ve hatta yıllar geçiren akademisyenlerden haberiniz var mı? O beğenmediğiniz ülkenin üniversiteleri dünyada yapılmayan nice işleri yapıyor, madem çok biliyorsunuz, bunları görmediniz mi? Bütün üniversiteleri tek tek gezip, tek tek hocaların derslerine girdiniz mi? Üniversiteye giden ve üniversiteye gitmeyen iki kişiyi karşınıza alıp her yönüyle hiç değerlendirdiniz mi? Yoksa; bir zamanlar gitmeye çalışıp da gidemediğiniz bir üniversite mi oldu. Madem çok biliyorsunuz buyurun bir çay içelim ve işimizi bize öğretin. Ha bu arada biz akademisyenlerin anlatacaklarını dinleyecek kadar sabrınız varsa gelin olur mu…      

18 Ekim 2012 Perşembe

DİPLOMA VS SERTİFİKA


Bu yazımda diploma ve sertifikalar konusunu ele alacak ve konuyu teknik detaylarından çok insani yönüyle ele almaya çalışacağım. Diploma ve sertifika konusunda özellikle üniversite gençliği epeyce bir malumat sahibidir. Kim hangisine daha fazla şans verir bilemem ama eğer diploma ve sertifika birbirine alternatif olarak sunulur bir hale geldiyse kimse kusura bakmasın ben bu alternatiflerden diplomaya çok daha fazla şans veriyorum. Neden mi? Buyurun efendim.

Öncelikle diploma fakir Anadolu çocuklarının da rahatça alabileceği bir belge olup buna karşılık sertifika az veya çok bir ücreti bulunan, dolayısıyla içinde mutlaka ama mutlaka ticari kaygılar taşıyan bir belgedir.

Diploma yıllarca verilen emekler sonrasında ve genellikle hak ederek alınırken sertifikalar kısa bir sürede, para mukabili alınır.

“İyi ama diploma veren okulların kalitesi???” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, bazı okulların kalitesi düşük fakat sertifika veren kurumların hepsi de çok başarılı ve matah kurumlar değil.

Sertifika programlarının kalitesi hep konuşulur ama  bazen sertifika programında bir yılda anlatılan konudan fazlasını bir hoca bir derste anlatır.

Diplomanın eğitimde iskelet olduğu yerde sertifika olsa olsa makyaj malzemesi olabilir. Nedeni basit. Lisans diploması olmayan birine birkaç sertifika alın ve sonuçları izleyin isterseniz. Sertifika ancak diploma ile birlikte bir anlam ifade edecektir.

Sertifikaları kutsayan insanlar maalesef ama maalesef bir miktar diplomasını beğenmeyen insanlar gibi geliyor bana. Bazen bizim de başımıza gelmiştir. Lisans eğitimi aldığımız okul çok başarılı bir okul olmadığı için bazı arkadaşlar başka diplomalar ile deyim yerindeyse diplomayı cilalamayı düşünürlerdi. Ama yıllar geçti ve biz nereye gittiysek lisans diplomamız bizimle birlikte gölge gibi peşimizden geldi. Diploma üstüne diploma bile asıl diplomayı gizlemeye yetmiyor. O nedenle; diplomanızı kabullenip, fazla abartmadan üzerine bir miktar sertifikasyon makyajı yapın derim. Ama sakın ola sertifika diplomadan daha iyidir demeyin. Üniversiteniz gerilerde olsa bile.

Tam bu noktada diploma veren okullara da çok önemli bir görev düşüyor. Diploma verme cesaretini gösteren bütün okullar var güçleriyle diplomanın hakkını verecek işleri yapmalıdır. Kendilerine ümit bağlayan, ömrünün en değerli yıllarını eğitime veren öğrencileri mahcup edecek işlerden uzak durmalı ve her zaman gururla taşınacak diplomalar vermelidirler. Dershanelere ve sertifikalara ihtiyaç duymayan bir eğitim sistemi için hepimize büyük görevler düşmektedir.

Parası olanın değil kafası olanın bir yerlere gelebilmesi için herkesin daha rahat ve hak ederek alabildiği diplomalar yeniden değerli hale gelmelidir. Hatta bir işe yerleşebilmek için tek başına diplomalar yeterli olmalıdır. Çok spesifik alanlar için ancak sertifikasyon programları düzenlenebilir fakat genel amaçlı eğitimde okullar görevlerini daha iyi yaparak öğrencilerini dışarıya kaptırmamalıdır.

İmkanları yerinde olan insanlar kadar imkanları iyi olmayan insanların da başarmaya hakkı vardır. Ömrü boyunca bir gün bile dershaneye gitmemiş insanlar ile ömrü dershanelerde geçmiş insanların yarıştığı bir memleketteyiz. Aynı terslik bir tane bile sertifikası olmayan ile sertifikalar içinde yüzen insanlar için de geçerlidir. İmkansızlık nedeni ile sertifika alamayan bir insanın şansı diğerlerinden düşük olmamalıdır. Doğru ve doğal olan eşit olunabilecek ortamlarda yarışın devam etmesidir. Memleketin hayrına olan budur.      

9 Ekim 2012 Salı

Sivas ve Bilişim


Medeni ve bedevi olmak arasında bir tercih yapmaya zorlansaydık hiç şüphesiz çoğumuz medeni olmayı seçerdik, çünkü medeni olmak insan doğasına bedevi olmaktan daha yakın geliyor. Bedevi bir topluluktan medeni bir topluluk inşa eden, Medine şehrini yeniden ihya eden  peygamber efendimiz de bize bu manada önemli bir ipucu veriyor.

Medeniyet ama nasıl? Kökleri mazide, dalları bugünde yaprakları ise yarında bir medeniyet. Dünün gücüyle hem günü hem de geleceği kurtaran bir medeniyet. Hayalci değil, sonuna kadar akılcı, aklı rehber edinen ve bilimi, sanatı ve teknolojiyi birer araç olarak kullanan bir medeniyet. Sanata önem veren, bilimi takip eden ve teknolojiyi üreten bir medeniyet. Nice medeniyetlere beşiklik etmiş Anadolu’nun tarihi öneme sahip güzel şehri Sivas medeni olma konusunda gerekeni bir an önce, somut adımlarla yapmalıdır.

Sanayi anlamında ve buna paralel olarak ekonomik anlamda zayıf olan şehrimiz medeniyet bağlamında da maalesef şu anda istenen durumda değildir. Bilinen bir gerçektir ki bilim ve sanat ekonomiyle genellikle yakından ilişkilidir. Dolayısıyla medeni bir toplumun belki en önemli ihtiyaçlarından birisi ekonomik açıdan daha iyi duruma gelmektir. Buna bağlı olarak bilim ve sanat faaliyetleri hız bulacaktır. Genellikle tarıma ve hayvancılığa dayalı ekonomisi olan şehirde maalesef tarım ve hayvancılığın gerilemesi ve modern yöntemlerin yeterince uygulanamayışı şehri yeni arayışlara itmektedir. Bu arayışlar neticesinde olası bir seçenek Bilişimdir. Birçok şehrin şehir politikası olarak ele aldığı bilişim vakit geçirilmeden Sivas’ta da ele alınmalıdır.

Bilişim ve şehir kelimeleri ile arama yaptığımızda şu anda karşımıza; İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Yalova gelmektedir, en yakın zamanda bu listeye Sivas’ta eklenmelidir ama nasıl?

1.    Valilik bu konuda bir kampanya düzenleyerek bilişim alanında yetkin kişilerin ve kurumların bir envanterini çıkarmalıdır.
2.     Üniversite önderliğinde çalışmalar düzenlenmeli ve bu çalışmalar tarihe bağlanmalı ve böylece çalışmaların sözde kalmaması sağlanmalıdır.
3.    Belediye bu konuyu sahiplenmeli bilişim alanında programlar düzenlemeli. Belediye bünyesinde açılacak kurslarda Temel Bilgi Teknolojileri, Web Tasarımı, Web Programlama ve Programcılık gibi konular verilmeli. Microsoft ve benzeri firmalarla sertifikasyon programları üzerinde anlaşmalar düzenlenmeli.
4.      Şehrin yazılım ihtiyacı şehrin kaynakları ile karşılanmalı.
5.  Şehirdeki öğrenci potansiyeli dikkate alınarak onların enerjisinden faydalanıp, onlara burs imkanları sağlanmalı.
6.   Bilişimle ilgili ulusal konferans ve sempozyumlar desteklenerek Sivas ve Bilişim bir arada daha fazla anılmalı.
7.     Yerel basında bilişim köşeleri oluşturulmalı. Ayrıca, doğrudan Bilişim alanıyla ilgili bir gazete veya dergi çıkarılmalı. Bu çalışma Üniversite bünyesinde de yapılabilir.
8.      Yazılım projeleri yarıştırılarak en iyi yazılımlara ödül verilmeli.
9.      Üniversitenin sürekli eğitim merkezi kanalıyla daha fazla ve yoğun bilişim eğitimi verilmeli.
10.  Veritabanı Programlama, Veritabanı Yönetimi, Sistem Programlama, Elektronik Ticaret, Müşteri İlişkileri Yönetimi, Veri Madenciliği v.b. alanlarda paket eğitimler verilmeli.
11.  Üniversitenin başta Bilgisayar Mühendisliği olmak üzere Bilişim alanıyla ilgili bölümlerinden öğrenciler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda Bilişim derslerine gönüllü olarak veya bir Avrupa Birliği projesi kapsamında girmeli.
12.  Şehirde düzenlenecek kitap fuarlarına Bilişim alanıyla ilgili yayınevleri davet edilmeli.

Bu ve benzer önerileri artırmak mümkündür. Çalışmaların başarısı için şehrin karar vericileri bu konuda istekli olmalı ve şehrin vizyonunda mutlaka ama mutlaka bilişim konusu dahil edilmelidir. Gerçek anlamda bir birlik ile şehir bunu başarabilecek güçtedir. Yeter ki inanalım ve birbirimize güvenelim.

Bilgisayar Yüksek Mühendisi
Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniv. Bilgisayar Müh. Böl. Öğretim Üyesi

3 Ağustos 2012 Cuma

SİBER GÜVENLİK


Paldır küldür daldığımız yerlerden biridir siber alem. Orası düstursuz ve kolay girilebilen bir bahçe olabilir ama bu kesinlikle oranın tekin bir yer olduğu anlamına gelmez. Gerçek alemde köye kurt inse kimse evinden dışarı çıkmaz ama siber alem kurt dolu olmasına rağmen çoluk çocuk buna aldırmadan deli cesareti ile korkusuzca gezer bu ortamda. Hadi çocuklar korku bilmedikleri için gezer, ya hiçbir güvenlik önlemi almadan yola çıkan büyük insanlara ne demeli…

Belki en önemli fakat en çok ıskalanan bir konudur güvenlik. Her tarafımızda bir sürü tehdit kol gezerken kapıyı kapatmadan yatmaya benzer siber güvenlik konusundaki duyarsızlığımız. Banka hesaplarına girildiğini duyar fakat bize ulaşmaz zannederiz bu belaları. İnsan oğlu zaten hangi kötülüğü kendine yakın hisseder ki. Körlemesine bir iyimserliktir çoğu zaman gafletimize sebep…

Efendim, siber güvenlik konusunda uzun zamandır ilgimiz var karınca kararınca bile olsa. Son zamanlarda siber güvenlik konusunda ulusal strateji belirleme çalışmaları da hız kazanınca ister istemez o strateji içerisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm bir konuyu cümle alem ile paylaşmak isterim.  

Savaşların bundan sonra siber alemde olacağını duymayanınız kalmamıştır. Buna siz inanıyor musunuz bilmem ama ben nispeten inanıyorum. Size ait olan uçağın bile sizin istediğiniz yeri değil de sadece programlandığı yerleri vurabiliyor olması sanırım siber alemde neler döndüğü konusunda önemli bir ipucu verecektir. Veya, rastgele yapılacak atışlarla bilgisi ele geçirilmiş atışlar aynı oranda isabetli olmayacaktır elbet. İşte bu da siber alemin güvenlik için önemini ve siber güvenlik konusunun önemini çok güzel ortaya koyuyor.

Yıllar önce bir milli güvenlik dersinde asker olan hocamız bize şöyle bir soru sormuştu “en güçlü silah nedir” diye, bizim aklımıza gelmedi ama bir arkadaş nasıl düşündü ise “insandır” deyince hepimiz şaşırmış hoca ise arkadaşımızı tebrik etmişti. Evet, yıllar geçtikçe bu sözün ne denli doğru olduğunu görüyoruz hepimiz. En güçlü silah insan. İnsana güvenlik anlamında bu gücü veren ise sanırım moral gücü. Moral açısından kendini iyi hisseden insan moralsiz insandan daha güçlü ve başarılı her zaman. Demek ki güvenlik konusunda üzerinde en fazla durulması gereken moral gücü. Tam bir güvenlik için moral gücünü neler etkiler bunu dikkatle gözden geçirmek lazım.

Güvenliği sağlamak için yapılan çalışmaların başında güvenliği sağlanacak varlıkların envanterinin ortaya çıkarılması vardır. güvenli olması gereken mutlaka birçok varlık vardır tanklarımız, toplarımız, hafif silahlarımız v.s. fakat bunlardan en önemlisi az öncede belirttiğim gibi moral gücümüzdür. Güvenliğin sağlanabilmesi için moral gücüne yönelik tehditler ayrıntılı olarak incelenmelidir. Aksi takdirde siz ne kadar usta askeri planlar yaparsanız yapın gerçek bir güvenlikten söz etmek mümkün olmayacaktır.

Moral gücüne saldıran tehditler nelerdir veya konumuzla ilgili olması açısından; siber alemde moral gücünü olumsuz etkileyecek şeyler nelerdir?
Ø  Yalan yanlış haberlerle güvenlik güçlerinin yıpratılması
Ø  Birlik ve beraberliğe zarar veren haberlerin yapılması
Ø  Terör ve düşman kuvvetlere ait ülkemizin aleyhinde yapılan beyanatların reklam yayınlar gibi sunulması
Ø  Sosyal medyada yalan haberler ile spekülasyon oluşturulması

Bu ve buna benzer faaliyetler ile, sorumsuz yayıncılık ile veya denetlenmeyen sosyal medya ile neler yapıldığı hepimizin malumu. Denetlemeden kasıt memleketin güvenliği açık olarak tehdit eden, düşmanlarımızın işine yarayacak yayınların engellenmesi anlamındadır yoksa demokratik bir ülkede her şeyin denetlenmesi ve yasaklanması kabul edilebilir değildir.

Siber güvenlikle ilgili risk hesapları yapılırken moral değerler mutlaka bir varlık olarak, hatta en önemli varlık olarak yerini almalıdır. Aksi takdirde moral gücünü kaybetmiş bir topluluk gücünü ve inancını kaybetmiş bir topluluktur.  

Hidayet Takcı

17 Temmuz 2012 Salı

Bilgisayar Mühendisliği Oryantasyon Dersi


Eskisine nazaran daha bilinçli tercih yapsa da öğrenciler yine de eskiden kalma alışkanlıklar sebebiyle kimi zaman bu konuda hatalar yapılabilmektedir. Puanım kadar bölüm isterim, sükse yapacak bir bölümde okumalıyım. İyi para kazanacağım v.s. v.s. Bazen ailelerin de yönlendirmesiyle belki de öğrenci hiç sevmediği halde bu bölümü kazanır. İsabetli karar vererek gelen öğrencilerin oranı hiçbir zaman yüzde yüz değildir.

Öğrenci cephesinde nispeten kafa karışıklığı yaşanırken hoca cephesi bütün öğrencilerin motive olduklarını düşünerek eğitime başlar. Eğer motive olma konusunda sorunlar varsa bu çözülmeye çalışılır. Oryantasyon dersleri gibi etkinliklerle.

Eğitim öğretimin ilk yılında öğrenci mesleğe ait o kadar az şey öğrenir ki kimi öğrenci telaşa kapılır, aman allahım bir şey vermeyecek burası bize diye. Kimisi belki de bu yüzden birinci sınıfta bölümü terk eder. Bölümün problemlerine okulun problemleri de katıldığında ayrılanların oranı artabilir.

İlk yıla mahsus bir başka hata ise öğrencinin daha birinci sınıfta kendi kendine aşırı yüklenmesidir. Öğrenci yerinde duramaz. Bulduğu her şeyi okumaya çalışır. Bir zaman sonra bunu başaramayacağını görür ama kendini epeyce yormuştur. Heyecanlı öğrenci can kulağıyla hocalarını dinler, zihninde hocaları yarıştırır, bu daha iyi öbürü daha kötü diyerek (tecrübe ile sabittir).

Olması gereken öncelikle birinci sınıfta üniversite ile lisenin farkını kavramak, olumsuz şeyleri düşünmeden dersine çalışmak ve bazı problemlerin çözümü için zamana sığınmak. Zaman her şeyin ilacıdır.

Birinci sınıfı uçlarda gezerek heba eden arkadaşları ikinci sınıfta bölümün en ciddi dersleri beklemektedir. Öğrenci nerede okuduğunu, ne okuduğunu bilsin diye bazı dersler lüzumu kadar zordurlar. Amaç öğrenciyi kaçırmak değil konuyu en iyi şekilde öğretmektir. Birinci sınıfı normal geçiren her öğrenci ikinci sınıfı da hafif zorlanarak ta olsa geçer. Fakat birinci sınıftan itibaren bölüme küsmüş ve yedinci, sekizinci yılında eğitimine devam eden birçok örnek vardır. O tipler için 5. Ve 6. Sınıf normal olduğu için uzatmadan bile sayılmaz.

Sınıflar tek tek geçerken her dersin hocası kendi dersinin önemini bir şekilde size anlatır. Çok zorlandığınız dersler en önemli derslerdir, ondan anlarsınız zaten J bu arada bazı dersler ise aslında çok önemlidir ama dersin hocası sizi zorlamaz, o da onun huyudur. Veritabanı dersi bunlardan birisidir. Hocalara takılmaksızın hangi dersin önemli olduğunu görmek istiyorsanız da ilanlara bir göz atmanızı öneririm.

İlan demişken önemli bir ayrıntı şudur. İlanlar genellikle ideal durumlar için hazırlanmış olup sizi korkutmasın. Firmalar kendilerine başvuran elemanlar arasından en iyi olanı seçerler. Kalifiye elemanı ise herkes ister ve can atar. Hatta iyi birer eleman olduğunuzda firmalar sizi seçer siz onlara gitmeden önce onlar size gelir. İstanbul, Gebze ve bu civar birçok yazılım firması olduğu için şanslı bölgelerdir. Bu firmalardan büyükçe olanları iyi üniversitelere gelirler ve örneğin en başarılı ilk 20 öğrenciyi seçer ve alırlar.

Mezun olmadan önce tecrübe kazanmak isteyenler için yine aynı firmalarda yarı zamanlı çalışma olanakları vardır. Üçüncü sınıfın ikinci yarısından itibaren yarı zamanlı çalışmanızı şiddetle öneririm. Çünkü dersler ve ödevler ile elde edemeyeceğiniz tecrübe oralarda elde edilir.

Bilgisayar mühendisliği biraz bilinçli biraz da bilinçsiz şekilde sıklıkla programcılıkla karıştırılır. Programcılık önemli bir çalışma alanıdır ama bir mühendis sadece programlama yapmaz, programlamadan daha fazlasını ifade eden yazılım işini yapar, yönetir, gerçek dünya problemlerini alır bilgisayar ortamında çözüm sunar. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım ve donanım bilgisini mühendislik nosyonu ile birleştirir ve çözüm üretir. Sizler programcılıktan daha fazlasını isteyin, yapın ve yanlış algıyı ortadan kaldırmak için çalışın.

Yazılım alanı meslekten kişiler tarafından yapıldığı gibi meslek haricinden kişilerin de yapmaktan en çok hoşlandığı alandır. Nispeten az emekle çok para kazanmak olasıdır ve bazı iflah olmaz bölümler için can simididir. Mesleği sizden daha iyi yapan başka meslekten birilerini görürseniz mesleğinize lütfen daha sıkı sarılın. Hem kendi geleceğiniz için hem de meslek onuru için.

Meslek onuru demişken, birçok mühendislik için söz konusu olan mühendislik odası bizim bölüm için yeni yeni canlanmaya başlamış bir girişimdir. Odanın destekler ile büyütülmesi gerekli olup ona destek olmaya çalışınız.

Belki sizi en çok ilgilendiren tarafı bu mesleğin maaş tarafıdır. Yarı zamanlı (haftada üç gün giden) bir öğrencinin ortalama 1200 lira alıyor olması size sanırım bir ipucu olmuştur. Haftayı 5 gün sayarsanız aylığı o öğrencinin 2000 lira olarak düşünülebilir. Mezun olması durumunda bu rakamın 2500 civarında olmasını beklemek çok uzak değildir. Bu ücretler tecrübe artışına paralel olarak artacaktır. Veritabanı yöneticiliği, network yöneticiliği gibi hem uzmanlık hem de sorumluluk gerektiren işlerin doğal olarak ücreti yüksektir. 3-5 yıl iş tecrübesi olan bir kişinin 4000-5000 lira civarında ücret alması sürpriz değildir. Mesleğe verdiğiniz yıllar ve hele bir de büyük bir firmada yöneticilik aylığınızı 20000 lira, 30000 liralara çıkarırsa şaşırmayın.

Akademik olarak devam etme, seçeneklerden birisi olup herkesin bu meslekte çok tercih edilen bir durum değildir. O yüzden bilgisayar mühendisi olup ta akademisyenlik yapan kişiler saygıyı gerçekten hak ederler. Bu kadar parayı bir kenara bırakıp akademisyen maaşına talim etmek saflık değil adanmışlıktır. Ayrıca, özellikle doçentlik ve sonrasında başta danışmanlık olmak üzere para kazanma olasılıkları yüksektir.

Bir taraftan bilgisayar mühendisliği eğitimi alırken diğer taraftan üniversite öğrencisi olmanın ayrıcalığını yaşayacaksınız. Üniversiteli olmak, üniversite mezunu olmak sizi diğerlerinden farklı yapmalı. Ülkemizin ve dünyanın meselelerine evrensel bir bakış açısı ile bakmalı ve problemlere çareler düşünmelisiniz zaman zaman. Bu manada sosyal ortamları kullanarak bilgi paylaşımına önem vermeli ve faydalı organizasyonlar düzenlenmelidir. Okulunuzun  ve bölümünüzün sizi rahatsız eden tarafları olduğunda bunu acımasızca eleştirmek yerine onlarla birlikte çözümün bir parçası olmaya çalışınız. Kavga etmeden iletişim yolları arayınız. 
Okulumuz artıları ve eksileri ile normalin biraz üstünde bir okul. Piyasada mezunları ile kendini kabul ettirmiş fakat henüz bir ODTÜ, İTÜ veya Boğaziçi seviyesine gelememiştir. Bunun nedenlerinden birisi de yeteri kadar reklamın yapılamayışıdır. Unutmayın ki daha büyük bir okulunuz olursa siz de daha büyük bir okuldan mezun olmanın avantajını yaşarsınız her zaman.

Hidayet Takcı
GYTE’deki son derslerimden biri J

19 Haziran 2012 Salı

ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ : AMA NASIL?


Üniversite sanayi işbirliğini duymayan yoktur, üniversite bilgilerini sanayi de tecrübelerini paylaşarak bir sinerji oluşturacak ve bundan herkes karlı çıkacaktır. Bir zamanların meşhur prensibi kazan-kazan (win-win) durumuna ne de uygun bir durum değil mi? Mantığa biraz sığmasa bile herkes kazanacak, en azından bu karlı işbirliğinin tarafı olanlar kazanacak diğerleri kaybedebilir.

Efendim Üniversite-Sanayi işbirliği aslında Üniversite-Şehir işbirliğinin bir alt kümesini oluşturur. Şehirle münasebeti yoksa üniversitenin muhtemelen sanayi ile de olmayacaktır. Mahallenin bakkalını, fırınını, lokantasını, çay evini bilmiyorsa üniversite unutun siz işbirliği ve herkesin kazandığı o senaryoları. Şehir ve üniversite muhabbet kuramamışsa, şehrin geleceğini önemseyemiyorsa üniversite işbirliği neden olsun ki? Üniversite sanayiyi küçümsüyor ve sanayi üniversite hocalarının bilgisini yetersiz görüyorsa ne olabilir ki, ne yapılabilir ki…

Ortaklık anlamında sıklıkla karşımıza çıkan şöyle bir durum var. Sanayiden birileri halledemediği bir problemin çözümü için üniversiteye gelir. Eğer prensipte anlaşma sağlanırsa en azından danışmanlık ilişkisi kurulur ve çalışma başlar. Çalışmanın başında hoca “ben danışmanım, işin mutfağına girmem sadece uzmanlığım ile size yardımcı olurum” dese bile ona hiç de az para vermeyen sanayici “hocam şu işi de sen yapsan” diye onu kendi elemanı gibi görmeye başlar. İşte orda bir şeyler kopar, ya iş birliği kopar, ya kıyamet kopar ama işler rayından çıkar, belki de raya yeniden girmemek üzere. Bu duruma neden gelinmiştir muhtemelen hoca işin mutfağında bulunmayı sindiremez (ve olmamalıdır da) sanayici ise uzmanlığından yeterince faydalanamadığı (kendilerden veya hocadan kaynaklanan sebeplerle) böyle bir yola tevessül eder. Kısacası Üniversite-Sanayi işbirliğinin küçük bir aşaması olan danışmanlık ilişkisinde bile aşılması gereken, öğrenilmesi gereken şeyler vardır. Galiba üniversite ile sanayiyi vali gibi birilerinin uygun zeminde buluşturması gerekiyor.

Sivas örneğini düşünüyorum da şehir ile üniversite arasında sadece bir köprü var, bu köprü aşılabildikten sonra fazla değil sadece on dakikalık bir mesafede üniversite sanayi ile buluşabilir. Fakat fiziksel mesafelerden daha uzunu sanırım fiziksel olmayan mesafeler, anlayış ve yaklaşım mesafeleri gibi. Aslında Vali bey şehirde bulunan sanayiciye (bunlara esnaf dahil) danışman konusunu zorunlu tutacak, aynı zamanda üniversite de danışmanlık konusunda istekli olacak. Her kuruluşa ilgili bir hoca atanacak. Eğer kuruluş çoksa bir hocaya birden fazla kuruluş atanabilir. Sanayici danışmanı sırtında bir kambur olarak görmeyecek. Gerekirse danışmanlık ücretlerini devlet destekleyecek ve bu ücretler de çok fazla olmayacak. Üniversite bilgi ve görgüsü ile şehrin sanayi ve ticari hayatına şekil verecek sanayi ise öğrencilere staj ve burs başta olmak üzere onlara yardımcı olacak. Bu işbirliği ile ilişkili TÜBİTAK destekleri araştırılıp şehre Ar-Ge yetenekleri kazandırılacak.

Sivas’a ilk geldiğimde üniversite öğrencilerinin bazı okullarda ders verdiğini ilk gördüğümde heyecanlanmıştım. Çok güzel bir proje bu. Önerdiğimiz işbirliği ile bu türden çalışmalar artarak devam etmeli. Sadece sanayici ve ticaret erbabı ile değil üniversitenin valilik, belediye ve devlete ait bütün kurumlar ile de benzer bir ilişkisi olmalı. Üniversite özellikle eğitim anlamında şehre katma değer kazandırmalı. Şehir de üniversiteye daha fazla destek vererek Kayseri örneğinde olduğu gibi üniversitesini büyütmeli. Bu ilişkinin sonunda ne olur: barışık bir üniversite-şehir ikilisi ortaya çıkar, şehre bir heyecan gelir, öğrenci mutlu, hoca mutlu, şehir mutlu olur, bakış açıları düzelir, bütün iller için önemli bir örnek ortaya çıkar, bu ilişki rahatlıkla bir kalkınma projesi halini alabilir.

Nereden başlamak lazım. Tabi ki envanter çalışması ile başlamak lazım. Kimin elinde ne kaynaklar var. En büyük kaynak yetişmiş ve eğitimli eleman olduğuna göre birinci sırada eleman envanteri olmalı. Ardından sırayla şehrin sanayi ve ticaret envanteri ortaya konmalı ve bütün envanter çalışmalarının ardından eşleştirmeler aşamasına geçilmeli. Bu eşleştirmeler kriterlere uygunluk ve tercih esasına göre rahatlıkla yapılabilir.

Bu mini rehber Sivas örneğinde uygulanarak pilot çalışma başlatılabilir. Diğer iller bu örneği gördükçe uygulamak isteyecek olup Sivas bu konuda bilinen ve tanınan bir yer olacaktır. Birçok faydası olabilecek bu çalışma için sadece yetkililerin desteği ve işi yürütecek kişilerin yetkilerle donatılması gerekiyor.

Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
Cumhuriyet Üniversitesi
Mühendislik Fak. Öğretim Üyesi          

25 Nisan 2012 Çarşamba

Öğrenci İşleri Bilgi Sistemi Projem

"Bu proje şu an çalışır vaziyette müşterisini beklemektedir. Siz de eğitim kurumunuzu bu esnek yapı ile yönetmek isterseniz projenin satışı konusunda görüşebiliriz. Proje; muadillerine nispetle daha uygun olup ihtiyaca göre genişleyebilir ve düzenlenebilir yapıdadır. Her ne kadar Üniversite Bilgi Sistemi olarak tasarlanmış olsa bile İlkokul, Ortaokul ve Lise için, hatta dershaneler için uygulanabilir durumdadır. Tekliflerinizi bekliyoruz." 
İletişim için; htakci@gmail.com mail adresini veya 0(346)2191010 /2462 numaralı telefonu kullanabilirsiniz. Bizimle görüşmeden başka ürünlere bakmayın.  

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE) Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı için geliştirdiğimiz ve 2002-2006 yılları arası GYTE'de kullanılan projemizden bazı görüntüleri sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyorum. Projemiz hala sapasağlam canlı ve çalışır vaziyette olup isteyen üniversite veya milli eğitim bakanlığına bağlı çalışan okullara uygun ücret karşılığında satılabilir durumdadır. 

Sisteme Giriş

Öğrenci İşleri Ana Menü

Öğrenci Menüsü

Öğrenci Kayıt Ekranı

Bütün Alanlara Göre Dinamik Tarama (Alan isimleri yerine açıklayıcı isimler kullanılacaktır)

Tarama Sonuç Ekranı ve Öğrenci Sayfalarına Buradan Ulaşım (Başka yollardan da ulaşım mümkündür)

Seçilen Öğrenciye Ait Öğrenci Kartı Uygulaması ve Öğrenciye Dair Bütün İşlemler

Dinamik Öğrenci Belgesi Çıktısı Alma (A4 boyutu ile uyumludur)

Transkript Raporu 

Staj Bilgileri Takip Ekranı (Buna ek olarak; askerlik sevk, harç ve diğer birçok bilgi diğer menülerde takip edilmektedir)

Projenin bütün ekran görüntüleri fazla olmasından ötürü sadece örnek bazı sayfalar konulmuştur.

Çalışmalarda görülen WEBGYTEWORKS; tarafımdan kurulan ve içinde birkaç öğrencinin de bulunduğu, her üniversiteye model olması gereken bir yazılım geliştirme ekibine vermiş olduğumuz isim olup isim hakkı bize aittir. 

İletişim İçin:
Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı
htakci@gmail.com 

20 Nisan 2012 Cuma

Karakter Tabanlı Dil Tanıma Projem


Karakter Tabanlı Dil Tanıma Projesi, Demo Sürümünü İndirmek için TIKLAYIN
(yazılımı uygun bir klasöre kopyalayıp açarak çalıştırın. demo sürümü olması nedeniyle sadece dil tanımanın yapıldığı kısımlar çalışmaktadır. n-gram tabanlı dil tanıma da desteklenmiş olmasına rağmen daha iyi sonuç alabilmek için karakter tabanlı dil tanımayı çalıştırın. ayrıca test metinlerinin küçük harflerle girilmesi tavsiye edilir.)

2005 yılında doktora tezi olarak geliştirdiğim, çalışır bir proje haline getirdiğim Karakter Tabanlı Dil Tanıma  projemiz mevcut dil tanıma yazılımları içerisinde en yüksek hıza sahip ve tanıma başarısı açısından da onlarla yarışır durumdadır. Detaylarını sonra ekleyeceğim projemden üç ekran görüntüsünü sizlerle paylaşıyorum.




Dil tanıma; dili bilinmeyen bir metnin, bilgi işlem olanakları ile dilinin otomatik şekilde, insan yardımı gerekmeden, yerine getirilmesidir. Bugüne kadar birçok dilbilimsel, istatistiksel ve makine öğrenimi tabanlı dil tanıma uygulaması geliştirilmiştir. Bu çalışma makine öğrenme yöntemlerinden sınıflandırma algoritmaları yardımıyla yerine getirilmiştir. 

Projemizi diğer projelerden ayıran en önemli özelliği, dolayısıyla özgün tarafı düşük özellik seti ile yüksek sınıflandırma başarısı vermiştir. Metinlerden çıkarılan 60 kadar özellik yardımıyla şekillerde de görüleceği üzere oldukça kısa metinlerde bile yüksek oranda başarı vermektedir. Ortalama 100 karakter ve üstü boyutlarda metinler için dil tanıma doğruluğu 9 dilde %99 civarındadır. Yani sisteme bu 9 dilden birinde verilmiş 100 adet metinden 99 tanesinin dilini doğru olarak tanımaktadır. 

Artan çok dilli dokümanlar ve farklı dillerde arama yapma gibi görevler için dil tanıma kaçınılmazdır. Bu alan bilgi erişim konusu içerisinde önemli bir yere sahip olup çalışmamız bu anlamda önemli bir boşluğu doldurmuştur. Ayrıca, çalışmanın ağırlığını göstermesi açısından önemli olduğunu düşündüğümüz bazı çıktıları olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Sırayla onları yazacak olursak: 


  1. Hidayet TakcıKarakter Tabanlı Doküman Dili Tanıma Sistemi Tasarımı: Doktora Tezi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Bilgisayar Müh. Bölümü, Gebze 2005 (Danışman : Prof. Dr. İbrahim Soğukpınar)
  2. Şengül Bayrak, TRIGRAM ÖZELLİK SETİ KULLANILARAK SINIFLANDIRMA YÖNTEMLERİYLE METİN TABANLI DİL TANIMA : Master Tezi, Haliç Üniversitesi, 2011 (Danışman : Yrd. Doç. Dr. Hidayet Takcı)
  3. Hidayet Takcı, İbrahim Soğukpınar, Centroid-Based Language Identification Using Letter Feature Set, Lecture Notes in Computer Science, (CICLING 2004) Springer-Verlag, Vol. 2945/2004, pages 635-645, February 2004 (SCI Indexed)
  4. Hidayet Takcı, İbrahimSoğukpınar, Letter Based Text Scoring Method for Language Identification, Lecture Notes in Computer Science, (ADVIS 2004) Springer-Verlag, (SCI Indexed)
  5. Hidayet Takcı, Ekin Ekinci, Minimal Feature Set in Language Identification and Finding Suitable Classification Method with It, World Conference on Information Technology, Bahcesehir University, 07-10 October 2010, İstanbul - Turkey
  6. Hidayet Takcı, ÇOK DİLLİ DOKÜMANLARIN DAHA KOLAY YÖNETİLEBİLMESİ İÇİN DOKÜMANLARIN DİLE DAYALI OLARAK OTOMATİK YÖNTEMLERLE SINIFLANDIRILMASI : BAP Projesi, Cumhuriyet Üniversitesi, 2012
  7. Hidayet Takcı, Tunga Güngör, A High Performance Centroid Based Classification for Language Identification, Pattern Recognition Letters